28 Aralık 2009 Pazartesi

buzlu uyku.


yine deneme;)

sabah oldugunun farkındaydı,ama bir türlü gözlerini açamıyordu.derse yetişmeliydi.kafasını yurdun toz kokulu yastıgından kaldırdı pencereye baktı.agaran günle yagan kar sokagı bembeyaz kesmişti.şu gri aydınlık içine iyice işledi.kollarını yataktan çıkardı.vücudunun üşümesiyle sıcak yatak daha bir içine çekti bedenini..
ikinci derse giderim diye geçirdi içinden.kalkabilecek gücü kendinde bulamadı.yatagının sıcagı dışarının gri sogugunu alt etmişti.iyice gömüldü tozlu battaniyelerine..uyanıp derslerine gitmeye başlayan oda arkadaşlarının tıkırtılarıyla,alabildigince havasız odada degişik parfüm kokularıyla yalnız kaldı yatagında...uykusuna daldı.
aniden irkilip yastıgının altındaki telefonu aradı.saatine baktı.yine çok geç kalmıştı.hızla yatagından çıkıp sogugun vücuduna vurmasına aldırış etmeden terliklerini sürüyerek oradan oraya koşturmaya başladı.acıkmıştı önemsemedi.
yurttan çıkarken kapının yan tarafındaki boy aynasına ilişti gözü.önce ayna önünde kimsenin olmayışına şaşırdı.demek ki gerçekten çok geç kalmıştı.beresinin çivit mavisi renginin canlılıgına inat yüzü soldun ve renksiz geldi.elleri çok üşüyordu.'düşünmemeye çalış' dedi kendi kendine.'düşünme!'
hızla yürümeye başladı.buzların ayagının altında çatırtılarını hissediyordu. tüm vücudu soguktan titrerken cigerlerine giren havayla temizlenmiş hissini hissederek adımlarını mümkün oldugunca hızlandırdı. yolun kenarındaki heykellerin yanından geçerken soluklarına hakim olamadı.iki saniye duraksadı.tam karşısındaki kadın heykeli soguktan daha parlak görünüyordu.bu parlaklıgın onu daha cezbedici hale getirdigini düşündü.roma devrinden kalma bir kadın heykeli olmayı hayal etti bir an. kendine hakim olamadı.içinden keşke deyiverdi, gülümsedi.
okula vardıgında soguktan burnunu çekip durmaya başlamıştı.çok üşüyordu.hala uykusu vardı.çok uykusu vardı hatta..
hızla kantine daldı.çalan şarkıyı tanımaya çalıştıysa da beceremedi.selam verip selam aldı bir kaç masadan.günlerdir ona bakan çocuk karşıdan ona sırıttı.belli belirsiz gülümsemeyle karşılık verirken kendini aptal gibi hissetti.dolaptan çilekli süt alıp parasını ödeyip hızla derslige yol aldı.
çilekli sütü sevmedigini bile bile yine içmeye başladı.ama ne zaman içerse tüm gün midesi agzında dolandıgı için yemek yemiyordu.sırf onun için yarısına kadar içti.gerisini içemeden attı.
derslikte her zamanki gibi kızlar yer tutmuştu.bu sefer ortalarda tuttuklarını görünce gülümsedi.'hoca zor bu ders bitmez' demekti bu.hoca hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu.usulca kenardan sırasına yürüdü.oturdugunda hocanın yüzünde sesindeki coşkudan eser olmadıgını düşünmeye başladı.fazla bıkkın yorgun bakıyordu.adamın sesi hararetlendikçe anlatılanlardan uzaklaştı, uzaklaştı...
resmen gözleri açık uyumaya başladı.engel olamıyordu başına.havada uçan kelimeleri kapmaya gayret ederken hocanın liman kenti dedigini duydu.çok uykusu vardı.
küçüklügünde yaşadıgı kasaba aklına geldi.evlerinin bahçesinden limana dogru yaptıkları koşu yarışları,sulara bata çıka balıkçıların yanında oynadıkları oyunlar.. güzeldi küçüklügü.aklına geldikçe gözlerinin yaşardıgı anlardandı. bir an hocayla göz göze geldi.kalbinin hızlandıgını hissetti.uyukladıgımı farketti diye suçluluk duygusuyla geçirdi içinden.
liman...işte yine dedi.kalbi hızlanıyordu gittikçe.'belki de soguktan hızlı atıyor sanıyorum..'liman.. yine!
okulu ilk kırdıgı gün,ilk aşkıyla teknelerin yanında ilk gece buluşması!o gece denizdeki gelgitler...sahi bu gelgitlerle hayatındaki tüm ilişkilerin arasında bi benzerlik yok muydu?
o gece suya yansıyan ayın hayali gözünün önüne geldi.şimdi bile gözünün kamaşmasına yetiyordu.kalbi yoruldu bi an..hocanın hiç susmaya niyeti yok gibiydi.oturdugundan beri tam elli dakikadır konuştugunu hesapladı.hiç dinlememişti.içinden keşke uyusaydım diye geçirdi.kalbinde bir tuhaflık vardı.'ritmini bulamamış bir trampet taşıyorum bugün..'yazdı kitabın köşesine..
gitikçe hızlandı canı acıyordu şimdi.yerinde duramıyordu kıpırdandı.kendine engel olamayacak çıglık atacaktı!
hoca tahtadan sınıfa dogru döndügünde orta sıralardan bir inilti duyar gibi oldu.yerde yatıyordu.herkes ayaklanmış başına toplanmıştı.görüyordu ama çıkmıyordu sesi,çıkamıyordu.elini hızla atan kalbine koydu.yoksa atmıyor muydu?emin olamadı.'gözlerini kapat' dedi 'üçe kadar say! geçecek..'geçecekti biliyordu.
ama yapamadı.uykusu çok agır bastı.bir dedigi anda uykuya daldı.
o gün tam yirmi bir yaşındaydı.ve ilk kalp krizini geçirmişti.

27 Aralık 2009 Pazar

mall


alışveriş merkezlerinde bedava olan ne var?ben neden göremiyorum bunca insanın gördügünü?teget geçen bişiler var ki buralar hıncahınç dolu
markette sıra,kıtapçıda sıra,dvdcide sıra,kabinlerde sıra, cafelerde bile sıra var!ve bunca insan için sırf istanbulda 41 alışveriş merkezi var-mış yapılması planlanan 100 alışveriş merkezinin 40ı da istanbulda-ymış.
(2007/milliyet)
tamam orta diregiz.tamam gezmek için başka yer bilmiyoruz.ama bu birazcık ikibinon 'kültüür başkenti'ne yakışmayan bi durum.nasıl kültürlenecek bu insanlar bu çocuklar?
biraz daha kongre salonlarına sergi salonlarına agırlık verilse daha eglenceli olmaz mı?
sıralardan çıkmış kuyruksuz bi nesil olsa fena mı?mallıgımız hat seviyede.
sevmiyor muyum alışverişi evet.ben evkuşuyum şekerim.ama kanyonu evi kabul eden arkadaşlarım var..yabancısı degilim bu durumların.belediyelerin yapmış oldugu çogu etkinligi de güzel buluyorum.yalan degil şimdi.
lakin fazla mal göz çıkarmaz,kuyruk düşürür;)

24 Aralık 2009 Perşembe

iki...


bu aralar sabır dişimin arasına sıkışmış bir kıymık gibi.dilimi acıtan,canımı sıkan bi halde.bazen öyle oluyor ki kendi sesimi tanıyamıyorum.agzımdan çıkanları kontrol edemiyorum.şu ikibinon yavaş gelse biraz rahat etsem bende.gereksiz gerginim.allahtan otokontrolümü nadiren kaybediyorum.sesimden küçük küçük dişli balıklar fırlıyor karşımdakinin suratına agızlarını açarak fırlıyorlar ben çarpmasınlar diye ısırmaya çalışıyorum. kayıveriyorlar..
-juliii !nasılsıın?
-eee ne var ne yok juli?gibi gereksiz sorularda yutkunuyorum.la havle faslım bu.
ne varmış gibi lan!?yok bişey!diye tıslayasım var ,ama sonra agzımdan
'noolsun idare ediyorum.havalarda iyi bugünlerde lodos fena olmadı ha ne dersin?'gibi saçmalıklar çıkıveriyor.
'noolsun bi degişiklik yok hep aynı boktan hayatım işte;)'
gibi bişiy de arada kayıyor.
yeniyıl derdim hiç olmadı benim.ona baglasam baglayamam.genelde hıdrellez ve 11 yaşına kadar dogumgünü derdim olmuştu.sonra dogum günlerim hep bi unutuluşa,tartışmaya,gelen misafirlerle pasta kesimlerine kurban gitti.önemsiz.sadece benimkini degil kimseninkini önemsemiyorum.o oldu sonunda.
yaani çarşafçarşaf yeniyıl planı yapmadım.yaptıysam da bi defterin arasında kalmıştır oradan hiç çıkmamıştır.rejime gir.maniküre git.çince ögren.(takıntı degil bu.dalga geçme!)spor yap.iş bul.para kazan.kendine istedigin kitaplar al;)insanları azarlama kararını kendin ver...saçlarını kestir.george clooneyi ara..vs.
behlül gibüü saçlarımı kestirebilsem rahatlar mıydım? cıkss.hiç sanmam yeni yıl hedeflerimde saç kesiminin yeri yok.kimin olur ki!behlülde ne güzel olmuş o peruk bozması sacları gidiverince.o diilde kıpkırmızı bi peruk alsam:D eglenirdim iki gün.

ikibinon...
rakamlara inanır mısın?ben inanırım.hani eşyalarla çok küçükken konuşmuşsundur..
hadii biliyorum aklında uyduruk hikayeler biriktirdigini.ben terliklerime bile isim vermiştim.babam o zamanlar evde hayvan beslemeye karşıydı ne yapsaydım? jackler taşınmış arkadaşsız kalmıştım.sonra susam sokagını gece gündüz vermeye başladılar rakamlar harfler beynimi uyuşturdu.ot içmiş gibi agzımı açıp rakamları beklerdim.yuvarlakları o zamandan sevmem mesela hep başıma iş acacaklarmış gibi dururlar.en çok 123 ü severim. bi de asal sayıları..kendine ve bire bölünür ya onlar..sen.
sana bir sır vereyim.uyduruktan sır bu iyi sakla ama.
kadınsan bir, erkeksen yine birsin.tamsın.
insan olarak bir iken eşini bularak bir oldugunda tam olursun.emin olmuş büyümüş yolu bulmuş olursun..olur musun? dogruysan;)(kime ve neye göre deme tabii ki sana göre yeni yıl hedeflerinde de vardır pişman olma türünden bi madde;))
ama aslında sen ikisin...ruhun ve bedenin...tamamsın.
sonra ruhun çocuklaştıkça bedenin teklemeye başlar.tamamlıgın sekteye ugramaya başlamıştır. ya da bedenin gençken ruhunu çürütürsün..dengelemeyi beceremezsin.üzülme.ne görürsen ne kadar çok gülersen kardır.
toprak seni kendiyle bir etmeyi kabul ederken ne diye üzülesin ki..
en'i tadacaksın. üzücü mü bu?
kalanı acıtır,yıpratır ama gideni sarar,onanır.
ikibinon geliyor.ben ölüm diyorum.
o zamanda salaktım ama en çok yaşlanınca salaklaştım.
ama bu da fazla yuvarlak degil mi?ikibinon..dişimin arasındaki kıymık sanki..

detaylarla boguldun mu çok? ben eskiden bogulurdum. kendimi bogardım. hatta dilim damagımı bulamaz yerine yerleşemezdi, ama çocuklugumla alakası olmayan eskimdeydı. yaşlandıgımdaydı kısaca.
yıllanmamla alakası olmayan yaşımda..
burada detaylardan asosyal olunur.bilirsin keçilerin sayımını yapmaktan gözler döner.sosyal asosyal olmuş olur. kararını kendin ver ki, sonra başına kakmasınlar.bu iş muhasebe işi
degil.
ögren.
degiş.
yerine göre..
öyle gel.

ücüncü çogullar.


o.
üçüncü tekil şahıs alt tarafı..böyle deyip geç hadi onu bana anlatırken...
yapamazsın.bende yapamazdım.o zamanlar;senin kadar açtım hayata.
insanların dediklerine,diyeceklerine gerçek sözler vermiş gibi kanardım..
çok saftım.
şimdi o saflık geçti.aptallık kazındı beynime.kazıdı ellerin agızlarından dökülecekler..aptallıgımı vurdu.
aşkta da,hayatta da!
hileli zarlar elime tutuşturulmuştu.ondandır tüm kayıplarım,kuralsızlıklarım..
sukut kabulleniştendir artık..irdelememektendir.irdelenmek istemedigim içindir.

15 Aralık 2009 Salı

tek tarafsız.

ya biz hayata karşı adil olduk mu?
ya kendimize karşı?
bana hiç bakma.
oldum olası beceremem terazinin dengesini.
yapabilseydim halimden sezerdin.
kimseden bişi istemiyorum.kendime adil degilken ben... hayata küsemem öyle bir lüksüm de yok nedenim de.tavşan daga küsmüş durumları malum...
hem bu küsme işini ilkokulda sıra altlarında unuttum ben. küsmem.
gitmem de. bitiren gitmekte özgürdür.gelmekte de.ayrı mevzular bunlar.kimseyi hayatıma sokamam.şişe içindeki gemi gibi bi mantarı eksik halimle ugraştıramam.o da lüks benim için.
hayat arada çelmesini takıyor tökezletiyor.tamamdır hakkıdır.bizden başka herkes bal gibi haklıdır bizim kitabımızda..
halbuki ben çelmeden degil en çok gölgemi izleyip dalınca düz giden yolumda bile düşerim.bazen dizim kanar.

14 Aralık 2009 Pazartesi

adil degildir hayat...


komşu bagdattaki çocuk
komşu yunanistanda büyüyen çocuk
yılda 8 tl zam alan emekli
üç kuruşa kapıya konan işçi
her sene degişen sınav takvimine göre üniversiteye girmeye çalışan çocuk
sokaklarda sınav olmayı bekleyen üniversite mezunu
oglunu gururla askere yollayan anne baba
çocugunu gururla yurtdışına okumaya yollayan aile
çocugundan memnun olmayan aile
ailesinden memnun olmayan ergen
kimsesizlcr yurdundan memnun olmayan çocuk
parasızlıktan yurda verilen bebek
bütün oldugunu sanan asli görevini geceleri ayarladıgı kadnlara tohumlarını saçmak bellemiş tek başına bir erkek
yarım yamalak oldugunu bilen koltugunda cenin pozisyonunda büzülmüş tv. açık uyumuş tek başına bir kadın
hayalleri kırıldıkça büyüdügünü sanan o kız
artık aglayamayan o çocuk
trende yalandan sara krizi geçiren üçkagıtçı
sokaklarda geceleri pazar artıklarını toplayan onlarla karnını doyuran teyze
geçinemeyen boşanmak üzere olan karı-koca
bir türlü evlenemeyen uzatmalı aşıklar
ülkesinden başka ülkeye para kazanmaya gelmiş fahişe
başka ülkeye para kazanmaya giden işçi
otobüsteki ayılardan kendini korumaya çalışan liseli kız
evine giderken otobüste molotof atılan kız
hapishanelerde hastalıktan ölen insanlar
hastanelerde yanlış teşhisten ölen insanlar
organ tacirleri
organı alınanlar satanlar
uyuşturucu bagımlıları satıcıları
organ bekleyenler
0 beden genç kızlar,46 beden genç kızlar
amerikadaki buzdolabı tamircileri,bahçıvanlar
türkiyedeki inşaat ameleleri,...boş bıraktım burayı.
beyinliler beyinsizler.
dar görüşlüler ileri görüşlüler
avrupalılar asyalılar afrikalılar.
kimseye adil degil bu hayat.
insanına göre falan degil bu işler.
hiç kimseye adil degil.tek adil yanı hepimizin ademoglu olması.

dememeliyim belki,
allah bi yerden çıkarır.çıkarsın da öbür tarafa bırakmasın.çünkü öbür tarafta göremeyebiliriz.olur a 3 maymun orda da geçerliyse..orası varsa tabi.bi de yazarken aklıma geldi.bi sürü sorunun var zaten niye başka sorunlar türetiyorsun la?

küçük bi çocukken yatagımda ellerimi incelerdim uzun uzun. ilk onlar büyür sanardım.öyle de oldu.şimdi o ellerimi istiyorum ben.bilmedigim zamanları.korumasızlıgımı istiyorum yeniden.o zaman kafamda iktidar heveslisi aç gözlülerin robot resmi yoktu hem.masumduk.ne kadar fesatsın!

13 Aralık 2009 Pazar


filmde bir adam vardı hani; sonunda çaldıgı tulumla çıkamadıgı mezarlıga taşınan yusuf hani..sen izlemedin onu.hiç bahsetmedim o filmden sana.zamanının dışında yaşıyordu.sen gibi..herneyse işte bir çok şeyi anlatmadım..
bilmiyorum dedim bildigim çogu şeye de..düpedüz yalan söyledim yani.işin türkçesi bu.
makyaj yapmak gibi bişey.yüzünde olmadıgında önemsemedigin..ama kadınlıgını hissetmek istedigin için yaptıgın gün boyu korudugun sırf güzel hissettiren maskem gibiydi vazgeçemedim söylemekten yapsaydım vazgeçerdin benden..
yusuf gibi bende ölümden korkmuyorum.çünkü yeteri kadar amaçsız yaşıyorum.;)sitem degil bu.biliyorsun.ben hep suçluyu kendim yapanlardan(d)ım.artık suçlanıyorum da.
bir kar yagsa da çocuklugumuzdaki kadar olmasa da içimiz şenlense. bi de şu yeni yıl gelmese..
zaten dünya bize inat dönüyormuş kafa tutuyormuş gibi,bi derdi var da anlatamadı hala..allah'ım madem döndüreceksin bununla başımızı iki tutunacak dal veriver bize de.
yuvarlak rakamlardan iş çıkmaaz..

29 Kasım 2009 Pazar

tut'ar'sız davranışlar.


'sevgilin degilim,sevdiginim.'galiba durumumuzun özeti bu.
ve ben ne bok yiyecegimi bilmiyorum.belkilerle yüzüyorum.
belki de gitmeden önceki iç huzursuzlugudur bu.
belki gerçekten hayatı boyunca beni sevdi,sevecek..
belki de beni kimse senin kadar önemsemeyecek.sevmeyecek.
belki bende seviyorum.
ama ya boşluktansa ,ya oyun gibi geliyorsa, canını yakarsam..
canımı acıtırsa...
toparlanamam.
juli kimseye güvenmezsin sen..
ona nasıl güvenmeyi becereceksin?
hangi duvarını yıkabildin?
ya boşluktansa onun duyguları da..kız arkadaşıyla mutlu olmadıgını söylüyor ahh!bi de kız arkadaşı var tabi!
juli,gidiyor o.
teget geçecegin ve sonrasında pişmanlık duyacagın;
teget geçip sonrasında şükredecegin;
sevilip zerre sevgini vermeyip ahını alacagın;
sevip oyuncagı olacagın sonra bi yerlerde unutulacagın kolunu kafanı kopartacagın;
çok sevecegin,sevilecegin;
kızım sen var yaa çok boktan bi durumun içindesin.
en içten tebriklerimi sunuyorum.salak!kaç kere dedim sana.daha kaç kere daha diyecegim bilmiyorum.sütten agzı yanan yogurdu üfleyerek yer.senin süt ürünlerine alerjin varmış gibi davraman kadar garip bi durum yok farkındasın degil mi?...

velhasıl kelam içimdeki kadınlar çogalıp duruyor çenelerinin kapanma ihtimali sıfır tabi.hepsi bi cümle kuruyor kafamın içinde.tabi ki çapımı biliyorum;)
ama yaşlanıyorum be.yalnızlık kötü degilde 'biz' olmanın nasıl oldugunu unuttum.daha mı iyiydi hatırlamıyorum.
ünlü düşünür halamın dedigi gibi 'juli senin hayatın bok çukurunda geçecek zaten kızım, kafanı istedigin kadar vur kopmaz o kafan,belki ölürsün işte o zaman gerçek çukuru görürsün.'ilk duydugumda nası aglamıştım. bu kadın benimle ilgili nasıl böyle düşünür diye,hala de sev bas bagrına o sana ezik hizmetçi muamelesinden öteye gitmesin.üstüne azar ye.sona bi gitt demenin güzelligini keşfettim tabi.okkalı bi tokatla para üstünü almış olsam da dilimden çıkanlarla rahat bi beş yıl bogazımda dügüm olmadan yaşadım.;)
mezar kadar bi çukurum olmasa da çapım dar.çok genişlemez sevdigim. senin sevgin beni kahreder.eger ki benimkinden çoksa.seni üzmeyi hiç istemiyorum.benim yüzümden canının sıkılmasını bile istemiyorum.onun için tüm bu tutarsızlıgım..bu denli önemliyken önemsiz hissettirişim...
gerçekten bu defa kötü çarptım.suratım duvarda kalmış gibi hissediyorum.

26 Kasım 2009 Perşembe

मुत्लू बय्राम्लर

eskiden babannemler hayattayken her bayram nerde olursak olalım memlekete giderdik.biz hep orta sınıf aile durumunda oldugumuzdan çocuklar giyinsin çocuklar yesin durumu yaşanırdı.mutlaka dışarıda yedigimiz yemeklerde bi şişe gazoz alınıp iki bardaga bölünürdü.
ama ne olursa olsun bayramlarda annemin en büyük zevki beni güzel giydirmek olurdu.oyuncagıydım onun.eger uygun bişey bulursa alır ama çogunlukla diker yapamazsa anneannemden yardım isterdi.hep kafasında hayal eder kendi keyfine göre diker örer ugraşırdı.
aslında hem annem için hem de ben sevmezdik bayramları biliyordum.eziyet demekti. milyon tane kuzenimin içinde başka şahirde yaşayan bir ben vardım.bu durumda onların tüm konularına uzaktım; laboratuvardaki fareler gibi masanın üstüne yatırılıp inceleniyordum.'hadi kızım söyle ben kimim?'lere maruz kalıp menapozlu teyzelerin terli yüzlerine yapıştırılma durumum vardı kii amcaların sigara kokulu kucaklarını yanaklarımın sündürülmesini hatırlamayı bile istemiyorum.hele ki dedemin kurbanı gösterdigi zamanlar kaç hayvanın tüylerinde parmaklarımı kaybederdim.kaçının gözünün içine bakmaya çalışırdım manyak gibi..ertesi gün yok olurdu hayvan.babam bana hep arabada anlatırdı hz.ibrahim'i... ama zavallı dedem ne bilsin bildigimiüzülürüz sanıp anlatırdı hep; 'hani bi piknige gitmiştik ya oraya götürdüm derdi.unuttum orda' ya bak seen! bu işi yaklaşık on yıl yapması daha tuhaftı.her küçük kuzen yutardı ta ki bizi tarlaya götürdügünde toprak yoldaki inek pisliklerini kucagına toplayıp dede bu bizim inegin mi diye soran manyak çıkana kadar mantıklı oldugunu sanıyordu.öyle ya özgür bi inek hayal ettigimizi sanıyordu.
bi de babannemlerde yaşıyorsan mutlaka sabah babamları namaza yollamak zorundaydık.sabahın altısında hazırola geçer her an misafir gelecekmiş gibi halam tarafından uyumamam için cimciklenirdim.annem şeker toplamaya yollamazdı.(kayseride geçen bayram kaybolan çocuklar bulundu mu?allahım yardım et bulunsunlar nolursun yazık.)

yani.ben hiç bi zaman bayramları sevmedim.bi dedemle eglenirdim.o da diger kuzenleri kıskandırmamak için bana yüz vermezdi:Dşimdi sıradan.evdeyiz ailecek babam eski bayramlarını arıyor.annem sanki komsulardan başkaları gelecekmiş gibi temizlik yapıyor.ve akrabalara beni götürmek için tartışmalarda..
hiç anlamıyor.tamam bende huysuzum.nolmuş?
sana iyi bayramlar.;)çikolatayla,salt etle beslenip kolestrolleri çoşturma.
bi de bişey istiyorum senden.
sokakta ya da bi evde işte nerde olursa..bi çocuk için güzel bişey yap.parayla falan olmaz o iş.gözlerini parlat o çocugun.çok mutlu olsun ki bayramın tadını bi kerecikte olsa almış olsun;)tamam mı?

24 Kasım 2009 Salı

aç bi hevesim var-dı.herhangi bi yola baş koyamasamda çok yönlü gel-gitlerdeyim.hayal gücümü ellerimle tutuyorum.her şeye kafa tutuyorum da bir sana, bir de yiten şansıma sözüm geçmiyor.ellere göre acınası bi durumdayım.ama sadece zamansız bi anımdayım.
gelme.
aynı nehirde kaç yıl geçer hem.!kim demişti bu saçmalıgı...ne çok gülmüştük.aynı nehirde olamadık hiç bırak nehri dereyi.kuruntu,korku denizinde gırtlagımıza kadar battık.rutin dedigimiz can simitleri de çin malı olsaydı keşke.daha da dandik çıktı benimkiler..hem bu denizde neden akıntı olmuyor acaba?biraz azalsa çogalsa...bi şeyler olsa...
git.git sen.
her geçen gün bi parça daha aldı götürdü 'biz'den.biz.
en son 'önemsiz' demiştin.'benden bi beklentin yoktu senin.'sanmaktan başka bi şey yapamazdım.üzülmedim anlamına gelmiyor bu.sıkma canını.başka birinin üzülmesindense beni kırmak en iyisi.düzelirim nasılsa ruhsuzum.
isimlerimiz bile degişmiş baksana. sıfatlarımız zaten çoktan farklıydı.üzülmüyorum.
sen gelme.görme beni.sarılmaktan dokunmaktan degil aglamaktan korkuyorum şapşal.dokunmandan da korkuyorum.
bahçen ne güzel senin..yaz kış açan güller.
gelme.sakın.hem benim yüzümdendi oraya gitmen.bi yük daha kaldıramam.gelme.

23 Kasım 2009 Pazartesi

istanbul sisliyken çok acayip..
sis yakışmıyor.vapur vapur degil,adalar bile belli degil.oysa ki kendimindi o sisli gün.onu da sis bastı işte.bende sinemaya gittim.kültürleneyim diye.
.oldu ha!
2012 hakkında bişey söylemek yersiz.bilindik aynı tatlı sosuyla ıslatılmış,bol kremalılardan.hani yedikten sonra damagının en orta yerinde bi yag tabakası kalır ya.. aynı renk,aynı tat.
her yerde bi kültür var madem,
sulukulenin kültürüne ne yaptınız! ya tarlabaşına ne yapacaksınız?yapmayın.
ya da-yapmayalım lan. yapmayalım.

18 Kasım 2009 Çarşamba

gittigim yollardaki camlarda renk degiştiren agaçları gördügümde, mevsimleri geçtigimi sandıgım çok oldu.yeni başlangıçlara yollarımı kıyasladıgım anlarım da oldu benim.hiç başlamayı başaramadıgım başlangıçlardı hepsi...
geride bıraktıklarım,kucagımdaki çantama sıgdırdıklarım,umutlarım,kırıklarım..,vs.hepsi içimde.
mevsimler geçti -erkendi belki-
ben yine yeni yeniden çakıldıgım yerdeyim.hiç bi yere gitmiyorum.
yine bir giden var ama rollerimizi degiştirdik.mevsim kışa döndü.ama benim içim seni buldugumda kıştı.dile getirmedim.
şimdi ilk defa aynı yerdeyiz.bari bayramda gidebilsem bi yerlere...bayramda da çakılınıp kalınıyor.takıldım.
sana mı zamana mı sorma hiç.bayramla alakalı degil.

16 Kasım 2009 Pazartesi

kabul

kabul ettigim kadar tanıyorum seni.
ne hayalimdeki ne de bana gösterdigin kadar...kanıyorsun bu yalana.
kabul ediyorum.hani dikenli teller vardı biz çocukken; onları elime,koluma,boynuma doladıgımda teli ne kadar sıkı sararsam dikenleri o kadar batar ya derime...şimdi yerlerini jiletliler aldı gerçi.eskiyi hatırlamak yerine onlara da bakabilirsin.birbirine giriyor hepsi nasılsa...işte onları doladıgımda acısını nasıl kabulleniyorsam seni tanıdıgımda da...neyse ya konumuz bu diildi.saptırdım yine.
ama kabul ettim ya,tanıyorum seni.
istedigin kadar, gösterdigin kadar degil.
istedigim kadar,gördügüm kadar da degil.
bazen hepsi birbirine giriyor...ya da ben kafamda içiçe geçiriyorum.
kabul edebildigim kadar diyorum ama!!konumuz bu diil hem...
tanıyorum seni! konumuz buydu.
kan sen yine...inan-ma bana!karışamam buna.;)
sen..
içini dinlemeye çalışıp dışarıdakilere kananlardansın..bulananlardan ya da korkanlardan...kader deyip sıgınıp boş soruları soranlardan içimize sonra sıkılanlardan kaçanlardansın.
zamanı düşün.biz şikayet ettikçe yetişmek için koşturunca o; durup karnını tuta tuta gülmüyor mu bize?bence gülüyordur.komik oluyoruzdur o zamanlarda.hem o geçerken büyüdük biz,bizi de kuralı da en iyi bilen o.her ögrendigimizi,yaşadıgımızı,ne bileyim kariyerimizi bile onu parselleyerek hedeflemedik mi?o zamanla bu zamana böldük onu.salak gibi yön veririz sandık ona.gibisi fazla bi salaklık..
ama bu ara zamanda ben de tanıdım seni.neleri yapmayacagın ögretilene kadar,neyle gerçekten yaşayabilecegini bulsaydın da tanır mıydım bilmiyorum..
sonra sen son sürat yol almaya başladın.bende yerimde saymadım hani. yol aldıgımızı sanıyoruz.)yaşıyoruz.)azrail gelene kadar.)zamanımızı boşuna harcıyoruz.
kürekler hep havada kalıyor.en azından ben biliyorum,görebiliyorum bunu.
tanıyorum ama iyi bir yol gösterici degilim sanırım.sonunu bırak başını bile bilemedigim bi yolu nasıl tarif edebilirim ki.nereye kadar gidebiliriz ki..
sen tüm inandıkların gibi inan.düşe kalka,yorula yorula yol almaktan korkma.ben arada korkuyorum ama çaktırmıyorum.sen hiç korkma.mayanda yok çünkü.biliyorum.boşuna kendine bir de korkuyu yükleme dikenleri bile bile kendine dolama.
böyledir bu işler merak etme.zamanla komik bi hal alıyor şimdi sıkıntı dedigimiz her başagrısı.
yalnız sanıyorsun ama degilsin.:)
ne kenarındaki süsün,ne de özünün üstünde binlerce biçilmiş kaftanların çalın çırpın...
dedim ya.seni sen olarak kabul ettim ben.

14 Kasım 2009 Cumartesi

boynuna sıktıgın parfümün zerresi olmayı çoktan erteledim.
şimdi sen benim agzımdaki kahve tadı olarak gel kal.
öyle ya ,bi fincanının kırk yıl hatrı kalsın...hem uyanık tut beni.hem dilime damagıma yapış ;dilimden önce damagım ol benim...bırak kırk yılı, kırkbin yıl kalıp yaksın beni.
kolumdan önce; kanadım ol...hem aşkınla uçayım,hem kanatlarının altında korunayım...
aşk'ının zerresi olayım.koklamaktan çok içmekten yanayım...

5 Kasım 2009 Perşembe

ben pudra şekeriydim zamanında.
o marshmellov olmuş..
üzülmedim.
kırılmadım.
bokluk bende.benim gibilerde zaten... bırak ne düşünüp kendini yorarsın ki?
bırak...!sadece bırak!
ha deyince olmuyor da zamanda geçiyor be güzelim...tamam aramız pek hoş diil hep geç bırakıyor beni kendine de...
böyle tesadüflerde de acıyorum halime.
kısmet diye bişi yok.benim gibilerin uydurması o.

naa'pıyosun?

-nasılsın?
j:iyiyim sen nasılsın?
-iyiyiim.
J:gittin mi annenlerin yanına ....'ya?
-hıhı...sen napıyorsun?
J:iyiyim işte bildigin gibi çok bi degişiklik yok.
-hmm ee nasılsın?
J:iyiyim valla nolsun kutuplara gidicem işte penguenlerle surf yapıp balık tutayım diyorum.biraz para kazanırım fena olmaz...
-sen benle kafa mı buluyosun ?
J:evet.aynı soruyu sorup duruyorsun.elinin körünü yapıyorum.napıyorum!
-hmm..şimdi işim var benim juli.sona konuşşak olur mu?hatta bi gün ayarlayalımda buluşalım canım...seni sevgilimle tanıştırayım.
J:tamam oluuur.senin ne zamandır sevgilin var ya??
-çok yeni sayılır.bi aydır falan tanıyorum.ama çok tatlı bi kız ablası...görsen çok seversin.
J:ablası mı???kurbanımız kaç yaşında?
-on yedi liseye gidiyor...
J:hmm...tamam bi gün görüşelim.nasılsa artık sübyancı mevkiine ermişsin... anlatacak çok şeyin vardır...
-var ya konusuruz canım mesaj at bana mutlaka!öpüyorum çok!bi dakika yaa sübyancı mı???sen yapma bari seviyorum diyorum.
J:peki seviyosun. görüşürüz artık bi gün...
-juliii...
ve listeden bi kişi daha silinmek üzeredir.ilk intiba bu'dur.unutma jul.

31 Ekim 2009 Cumartesi

igne

dünyanın tam orta yerinde çırılçıplak; tutunacak ,sarınacak bir şeyler arayıp duruyordu.buldukları işine yaramıyordu.
dünyanın en orta yerinde ,tutunacak dalı yok gibi,
dünya onu en orta yerinde barındıramayacakmış gibi hissediyordu.
sanki agzında tadı paslaşmış bir şeker varmışta, tükürükleri bogazına yapışmış...öyle derdi hep.her şeyi yutabileyim diye tadım kaçıyor derdi.
'her insanın ortak derdi bu degil mi' derdi.burda olsaydı haklı çıkardı eminim...
her zamanki ısırgan bakışlarını üstüme dikerdi.haklısın dememi beklerdi.çünkü haklıydı...
ne yapmam gerektigini söylemezdi.çünkü bildigimi bilirdi...
şimdi ben
onun geçtigi yollarda kaldım.duruyorum öyle...
dünyanın tam orta yerinde...
tutunamıyorum.
aramızda saatler var.
şimdi; ben olur olmaz şeyleri yutmaya çalışıyorum...o zamanlar ona çıplaklıgından utanmamasını, madem çıplaksa olagan kabul etmesini... söylerdim.
olmuyormuş.
uzaktan davulun sesini nasıl dinledigimin taklidini şimdi başkalarına yapıyorum.bi şekilde köşe dönülüyor tabii.
onun gibi geçmesini beklemiyorum.geldigim gün deldigi delige, bir çengelli igne takıp; ucunu tam dünyanın orta yerine geçirebilirdim.kendimi ona igneleyebilirdim.
en orta yerimden
göbek deligimden...
o çengeli tutunmak için geçirirdim ben.gitmelere alışkın olan ben...
ve artık tutunmaya alışmak istedim.çok mu şey istemiş oldum?
evet.
insan oldugumu,alışkanlıklarımın, yeteneklerimi köreltecegini unuttum ya da unutmak istedigimi hesaba katmadım.sandım ki bir dakikayla gelen kışım çok sürmeyecek;
çengeli taktım.
kanım dinsin,yazım gelecek sandım.umrumda degildi ne kadar kanayacagı...
canımı yaktım ya bir kere on kere yakıp dünyadan onun orta yerinden medet ummaktansa kendi orta yerimden delip her şeyi başa sardım.ipuçları aynı olsada hep farklı yollarda yürümekten buradakiyle oradaki saatlerde kalmaktan yoruldum.tekrar başa sardım.
o gitmeyi tercih ederken,
ben kendimi deldim.

24 Ekim 2009 Cumartesi

uzun zamandır yaşamıyorum ben.içimdeki gülleri solduralı çok oldu.bahçem kuru çalı çırpıyla doldu.kimseyle konuşasım yok konuştuklarım da-ki buna annemde dahil-birini seversem düzelecegimi sanıyorlar...onun için sosyal arkadaşlıklarla yetiniyorum.içim çürük lahana kıvamında da olsa dışım renkli.nasılsın diyene' şahaneyim çok rahatım 'falan diyorum.koltuk-mutfak-yatak üçgeninde yaşıyorum oysa... tanıyanlar rol kestigimi anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor.tanımayanlar farkemiyor.aksine ne hoş kız oluveriyorum gözlerinde.hiç birini dinleyecek gücüm yok.
ne garip...
ben sevdigimi sanıp attım kendimi oradan...
artık sevmekten korktugumu bildikleri halde ,ikinci korkumla; zamanla ögrenecegimi söylüyorlar. yalnızlıgımı istiyorum ben.beni en çok eleştireni ,en çok yoranı, sonra sarıp sarmalayanı, sızana kadar yanımda kalanı,uyanmamla üstüme yapışanı istiyorum.-ruhen yalnız olmak bedenen yalnız olmakla bir degil.hoş bu benim beceriksizligim.içimdekileri hevesleri bastırmayıp dışımdaki emirleri dinlemeyip şu iki kadını birleyip bi ben yapamadım.boynum egilmiyor artık kaskatı kesildi.
işin özü bodoslama dalıp kafamı göbegimi yakmayım diye yok önce ayagımı sonra bacagımı derken oyalanıyosun.
bodoslama dalacaksın biticek gidicek.teorilerim şahane de pratikte kalıyorum.
her düşüş aşagı dogru olmuyor.bazen bulutlara dogru düştügünü de görüyorsun...gördüm ben!
sonra yere çakıldıgımı da gördüm.korkudan dilimi yuttum anlatamadım.
dahasını istemiyorum ki.
kalmak istedim kovuldum.gitmek istedim çivilendim.
haklısın.kendim için bi bok yapmıorum.

1 Ekim 2009 Perşembe

bugün dogmuşum ben...
yirmidörtyıl önce bugün.
hiç bi şeyden emin olamasamda hayatımdaki her şeyi degiştirmeye kalksamda bir daha dünyaya gelecek olsam yine annemi seçerdim.
buna eminim.başka hiç bi şeye emin degilim.
buna memnunum çünkü az emin olmak demek az hayal kırıklıgı demektir;)

25 Eylül 2009 Cuma

dedi ki :'omurgasızız biz.bir aile gibi,dost gibi, gerçek sandıgımız hayallerimiz, rüyalarımız gibi bizi dik tutacak omurgamız yok.adil davranmadı kader bana bir kapı kapanınca öbürünü göremedim.labirente sıkışmış farenin aldıgı peynir kokusunu alamadım.çünkü hiç kendimi fare yerine koyamadım baştan yanlışları sıraladım ben...ve sen.aynamız bundan aynı sırdan gösteriyor aksimizi.dedim ya omurgazısız biz.
ezilmemek için fazla eğik durmuş sırtımız; sonra... yalnızlıktan dayanacak bir duvar bulamamışız sırtımızı duvar yapmışız.duvarlaşmışız.her şeye karşı. ben isyan bayragını çekerken sen boşvermişsin.
hepsi bu.
şimdi ne yaparsak yapalım, ne sen benim ailem olabilirsin; ne ben senin dostun.iki kalın duvar var arkamızda, omurgasızlıgımıza ragmen.nasıl yıkabilecegini bilmiyorum duvarını.eğer bilseydim kendi duvarlarımı yıkardım senin için buna eminim.ama şimdi iki duvar arasına sıkışamayız juli.yapamayız.tekrar başa saramayız'
peki dediim.yüzüne bakmadım.
-adım atmayı dene dedi.bırakma kendini dedi.
-iyiyim ben merak etme.
-merak etmiyorum biliyorum iyi olacaksın sadece zamana bırak
-artık ne istedigimi bilmiyorum ki.
-bilme daha önce bildiklerinle de bir yol bulamadın bırak bilme dedi.
çok düşündüm.omurgasız olamayacak durumdayım aslında ailem çok iyi dolu arkadaşım var.düşünebiliyorum ayırtetme gücüne de sahibim.maneviyata önem veririm.sertaç ortarı yoran hayat beni fazlasıyla eziyor görünüyor.acaba omurgam vardı da ezile büzüle mi kırıldı?
kız kısmı halaya çekermiş hikayesi külliyen yalan arkadaşım.yok öyle bişi.

18 Eylül 2009 Cuma

acizim lan.

başladı yine.ama bizde rutin bi durum bu. ben ondan hayatının önemli bi bölümünü çalan bir hırsızmışım.asalakmışım.
bir buçuk yıldır işsiz sayılırım. benim için ne yaptın ki sen?.'her koyun kendi bacagından asılır yavrucugum, hayat zor hayat çetin bir yol yalnızsın hep' nutugundan başka ne yaptın?kendi seçtigin okullara yolladın en son yine kendi seçtigin lanet bi şehre bıraktın. ayda 300 tl para yolladın geri kalan umrunda mıydı?evet dört yıl aylık 200-300 tlyle yaşadım ben.hiç gocundum mu?yazık zaten yüküm dedim.utandım senden para istemeye. koca kız olmuşum dedim istesem yollamaz mıydın yollardın.ama kıyamadım sana her şeyimi erteledim her hafta yol parası gömdüm otobüslerde geçti hayatım.bak evde oldugum süre boyunca telefonum kırıldı da almadım arayanım soranım yok bi de boş yere kontor almayım boşver juli dedim kıymete bindi mi?kendi çabamla salak salak işlere girmeye çalıştım birine de merak edip ugradın mı birini de sen buldun mu bana? yurtdışı dedim ''bok gidersin benden beş kuruş para işlemez'' dedin.tamam laf olsun diye dedin biliyorum ama dedin.çogu akrabamla görüşmelerimiz diken üstünde neden çünkü sen onları sevmiyorsun hatta nefret ediyorsun.iyi de onlar benim dayım amcam kuzenim teyzem halam her neyse işte...bunu deyince ne diyorsun biliyor musun evet. onlar için yaşadıgımı diyorsun.
eve birisi telefon ettiyse ben suçluyum.şuraya koydugum damacana parası nerde juli! ben suçluyum.sigara içtigimi bilsen kulaklarımdan tavana asarsın heralde hoş ona da artık param yok.içmiyorum ne zamandır.
bıktım lan bıktım!evet seninle oturmak konuşmak karşılıklı yemek yemek bile batıyor bana...çünkü anında bi laf sokuyorsun giriyor içime çıkmıyor sonra bogazımdaki yumru aglarsam acizim kafa tutarsam yalancı hatta deliyim di mi ben o da yeni modamız..deli.
asalakmışım.hırsızmışım.hala bana üç kuruşluk çarşaf parçasını soruyorsun hesap istiyorsun!ben yalancı degilim.ben hırsızda degilim.eger ben hastaysam sen benden daha beter durumdasın.

uyumaktan başka yapabildigim bi şi yok.her gün dua ediyorum allahım bir çıkış yolu göster bana diye.her gün başka bi haberle umutlarımı suya düşürüyorum suları aşamayacagım dağların tepesine yüklüyorum.
iyiyim ben iyi olacagım.gececek daha kötü günlerim de oldu geçen yılki agustosu unutmadım.allahtan güvenip kazık yiyebilecegim birileri yok şimdi hayatımda.allahtan o kadar iyi sandıgım bir arkadaşım yok.şimdi gidip huzurlu mutlu yuvamızın tatlı bir bayram geçirmesi için tülleri ütüleyecegim.gelmesin lan kimse bize!
yazmamalıydım.ama defterimi bulamıyorum.

17 Eylül 2009 Perşembe

bat'ış

eskiden bazı insanlara bakıp bunlar boş yere yaşıyorlar zararlı madde olarak imha edilmeliler diye düşünürdüm.bir yıldır öyleyim.boş yere oksijen tüketiyorum, hatta bu bana yetmiyormuş gibi temiz hava sahasını mahvediyorum.
uzun zamandır yazmıyorum hoş yazacagım bi bokta yok. ramazan gelip gitti işte, iyiydi sabaha kadar uyumadıgım için hiç sahur kaçırmadım çok şükür. uyanamamak çok koyardı bana.şimdi sabah 8 9 gibi yatıyorum yataga hoop 4 5 6 gibi uyanıyorum.gün bitiyor günümü yiyorum yapabilecegim baska hiç bir sey yok ramazanın başı gibi ben iş bulmuştum ondan da çıktım.elalemde beş kuruş para yokken sizin bi artçıyla yıkılacak evlerinizi nasıl satayım lan ben?!
iş falan diildi yani.hani yurtdışına gidecektim ya bu yıl.iptal oldu tabi ki.aracım beni bi güzel oyaladı.ajanstan birini buldum o sivri de para bastıgımı sandı.konuştugum her on adamdan onu da farklı bişi diyor.çok kötü hissediyorum.galiba ciddi anlamda psikolojik destege ihtiyacım var.üç gündür kimseyle de konuşulmuyor.çok sinirliyim farkındayım ama lanet ellerimle yapabilecegim hiç bir şey yok.keşke sevgilim olsaydı.kesin bu ara ayrılırdık.olmasın yok.
niye dibin dibindeyken kapris yapabilecegim bi sevgili istiyorum neden başım az beladaymış gibi hiç yoktan bi adam için üzülüyorum orasını hiç bilmiyorum.
japon olsam harakiriyle benimde bi gururum olur muydu??türk olunca hele ki müslüman olunca harakiri intihar eder.iki kere iki dört.
dip not:arda feysbuk açmış.
cem g.hakkında yazılnaları falanı filanı okumadım tamam erkekte diilim ama bu çocugun sakalları onyedi etmez.adına üzülüyorum.onyedi onsekiz ondokuz ergen sonrası günlüklerini geç ben bile sayıklıyorsam o ne yapsın.
münevvere daha çok üzülüyorum. orası ayrı hiç bi insan evladı o işkenceyi yapmaz hiç bi insan evladı da kesilerek çöp kutulu bi tabutu haketmezdi.bu kız o çocugu sevmişti degil mi?ya çocuk?filmlerdeki öldüresiye sevmek deyimini uuygulayan abilere yeni profil.
umarım hakettigini bulur.bulmalı!
iki dünyasının da içine etti.üzülüyorum.napim.
o diilde battım çıkamıyorum.çok yalnızım lan .
o bankta yalnız başına oturup insanları izleyerek tırnak yiyen kız benim ... evet.nereye gidebilirim ki

10 Eylül 2009 Perşembe

bugün hep yenildik.
her konuda yenildik.
noluyor leyn!

9 Eylül 2009 Çarşamba

altı - üstü geç bi kalemde bildigin yapısızız.
3.dünya ülkesi...
31 sele kapılan can iki günde 9 sehit.
bu kadar mı kolay?siz gerçekten islamdaki adaletli devlet adamları mısınız?cennete sorgusuz sualsiz girecek olanlardan hani...
e hadi girin bakalım siz.bu kadar cenazenin vebali size oy verenlerin sırtında nasılsa size ne?

29 Ağustos 2009 Cumartesi

fear...

o asuman var ya dün gece kandırdı beni. yarışmaya girersem tamı tamına 5478 euro kazanacagımı söyledi.tam da ihtiyacım olan miktar vaayy tamamdır derken kabul ettim tabi.adrenalin bagımlısıyım korkum yoktur bu yarışma tam benlik para da hiç fena olmaz çok işime yarayacak diye saçma sapan cümleler kurup atladım resmen.
sonra beni bi asansöre soktular.nasıl dar yanımda pörtlek gözlü bir adam var sanki yan mahallenin delisi... dibdibeyiz, suratıma bakıp sırıtıyor falan... 'eeegggghhh' diye sesler çıkarıyor.zaten klorosfobim varmış haberim yokmuş, daralıyorum, açıcam kapıyı; toprak döküyolarmış güya açılmıyor.yukarı çıkmamız lazım ,ne topragı diye söyleniyorum yok duyan yok beni.nasıl oluyosa işin rüya boyutunda artık ;yukarı çıktıkça topraga gömülüyoruz deliyle. adam kımıldayıp duruyor korkuyorum heriften; sonra kapı açılıyor içeri kurtlar doluşuyor. deli sarılıyo bana çıkacam çıkamıyorum kurtlara batıyoruz garip garip sesler çıkarmaya devam ediyor. kurtları yutuyor falan arkamdan sarıldıgı için kurtulamıyorum bi türlü. batıyoruz iyice kurtlara ;sonra bıçak çıkarıyor.başlıyor etraftaki demirlere sürtmeye adamı tutup aşagı atmaya çalışıyorum ama kurtların topragın üstüne basıp tekrar kalkıyor 'aaagghhh! gaarrgg!' diye sesler çıkarıyor.bende tutmasın beni diye egilip başımı da sokuyorum kurtların içine kurtlar yer mi diye de düşünüyorum.adam üstüme üstüme geliyordu. valla nasıl uyandım bilemedim.
onun için kaldırılsın tüm abuk subuk yarışmalar!daha insani şeyleri yaptırın insanlara tabutun içine girme falan ne ya hu! hayır oturdum bugün bi daha tekrarını izledim.pekiştirdim.benim gibi manyak çok degilse ne olayım...(hastasıyım hocam kalkmasın!!!)
tamam bu böcek yeme falan olabilir de neydi o tabut. pimi çekilip ele verilen bomba kadar korkunçtu.
pimsiz el bombası...ne kadar zavallı oluyoruz çogu zaman.saçma sapan emirler ugruna candan oluyoruz.zavallıyız lan biz.
dünya da da mahallede de(dün deli kovaladı ondan.)evde de...

p.s:ramazan başından beri sigara içmiyorum.bıraktım galiba.sinir de yok.bi bagırarak konuşuyorum farkında degilim onunda...

28 Ağustos 2009 Cuma

dahiyane fikirlerim olsa da ben dahi degilim bebegim.
kullanımda hata veriyorum bi defa.

23 Ağustos 2009 Pazar

iki gündür aklına gelen ünlü yaşlıların ölüp ölmedigini merak ediyor. dün münir özkulu sordu.1925liymiş delikanlı.
bugün sıra müzeyyen senar daydı...1918 dogumluymuş.maşşallah dedim kadına.daha iki yıl önceden seksi erkeksi bi havayla şarkı söylemiyor muydu? pekte bi hoştu hani...hatırladım.
abimin yaşayan insanları durmadan neden öldürmek istedigini anlamış degiliz..!
sona ayhan ışık ,marliyn monroe gibi erken ölenlere üzüldük baktık ...uzadı gitti bu durum.
ayrıca venüs saat yönünde dönen tek gezegenmiş.
(gereksiz bilgileri olan gereksiz bi adam söyledi.bende ona dogum tarihlerini söylüyorum. )

20 Ağustos 2009 Perşembe

facialı oyunun galası

sevişirler
öpüşürler
gülüşürler
aglarlar
tecavüz ederler
döverler
soyarlar
çalarlar.
kavga ederler .
kaza yaparlar
ölürler...
bakarsınız.
ama sadece bakarsınız.hepsini izlersiniz.
içinizden gerip serersiniz.yorup yorup yorar yorulursunuz!
ölümü de dogumu da izlersiniz.
saatlerce yolları tıkarsınız izlemek ugruna. kendiniz ölmediniz ya, izlemelisiniz! o hak sizin!
baska bi bok yapmazsınız! yardım hah! o kelime tüm sözlüklerde varmış sanki. izleyip'' dur bi de video ya alayım koca tır nasıl bilmem kaça bölünmüş...bak şu allahın işine!''
diyecegine sürsene la!
merhuma saygın yok arkandakilere de yok hadi, ama olsun be adam! olmalı yani birazcık saygı sevgi gönüldaşlık falan...o kadar açılımlanıyoruz,çalıştaylanıyoruz...
o koskoca e-5 sana tiyatro diye durmuyor.bırak itfaiye midir ambulans mıdır arkandan her ne geliyorsa 'sayende' işini yapsın...
sende insanlıgın öbür boyutuna geçip vatandaş ol da çalıştaylarını izle,başındakilere yorumlarını yap!
unutma ey türk evladı!
kediyi merak öldürür!
şimdi ne mutlu türk'üm diyene kalkacakmış ya...ülke zaten mutsuz diye olabilir bak bu...niye muısuz ki bunlar ya hu...
hadi otur da biraz bunları izle ademoglu!

p.s:çok sinirlendim bugün izleyicilere millvt sabah işe gidiyor tüm yol tıkalı.
tam üçsaatondokuzdakikada toplam yirmi dakikalık yolu alabildim.olagan istanbul bu diil.
olmasın zaten.

16 Ağustos 2009 Pazar

çekilen niyet

fotograflara baktım kendimi kurbana beslenen danalar gibi hissediyorum.
(bu galiba birinden hoşlandıgımı lakin kendimi ne kadar aşagılarsam o kadar uzaklaşacagımın dışa vurum cümlesi)
allahım igrencim ben!!! vucuduma karşı savaştayım.böylece kendimle ugraşmaktan meşki unutacagım! durumları engellemenin iyi bi yolu bu.
içimdeki öbür hatunlar da fıkırdıyorlar...çok konuşuyorlar çok.biliyorum onlar da mutlu olmamı artık kafamı magaradan çıkarmamı istiyorlar.beynimi beceriyolar bol bol konuşup.
''o iyi bu iyi de juli yaş gidiyor...''
''tamam hangi insan evladı topu topu 2 saat karşılıklı oturduk diye adamı bi daha bi daha görmek ister ki...bu kadar mı sapsın yani?''
''allahın aptalı ne var ömrü hayatında bi denesen? çocuk sana adresini vermedi mi? verdi.''
''görmeyeceksin kızım! adam seni unutmuş gitmiştir.hoş sinyallerden de bi habersin...
duyularımnı köreltip sadık olacagını sandıgın günlerde de öküzdün sen! tabi karşına hep ayılar
çıkar. için, işaretmiş sinyalmiş hiç sökmüyor... algılayamıyorsun bi defa...''
biri bişi yapmış olsa kendini aşagıladıgım için öküzün önde gideniyim.
galiba hoşlanıyorum.(abartıyorum tabi ki.:) )
son durak olmayacak.ama o kadar güzel bakıyordu ki...
çok yalnızım.uzun zamandır sanki yüzyıllardır yalnızım.(bunu abartmıyorum.)diyemiyorum ki.
anlatamıyorum kimseye kime desem sen yapıyorsun sen böyle istiyorsun diyecek.
haklılar.lan ben var ya salagım salak!
o diilde ani bi kilo önlemi almalıyım. saçlarımı bi daha kestirirsem aptal olayım.
aramayacagım.zaten yıl bası gibi gidiyorum memleketten. o da ayrı bi olay...
babam zorla iş basvurusu yaptırıyor.tezgahtarlıga bile başvurdum.içine edilmiş bi hayatım var sanki.buna ragmen inadına batıp batıp çıkıyorum.
buna ragmen iyiyim diyebiliyorum.
çok tatlıydın sen ya hu.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

dışarı

hande gitti.

ben çuval gibi oturdugum yerden kalkamadım tüm gün. altı yedi kız ;üç dört gündür dolaşıyoruz dolasıyoruz dolaşıyoruz.en çokta işsiz ben ve hande dolanıyoruz kim ne derse oraya koşturuyoruz.ece geliyor sonra; açım diyor... biz zaten hiç bi şey yememiş oluyoruz.yesek mi yemesek mi, şuraya mı otursak ,buraya mı.. diye saçma sapan kararları veremiyoruz.işte o anlarda erkek olsaydım keşke diyorum...sanki erkekler aralarında hiç kararsızlıga düşmüyorlarmış gibi hissediyorum.

oturuyoruz. cansu aranıyor işten çıkıp geliyor...sonra defne arayıp istanbuldayım juli size geliyorum diyor.tarif ediyoruz yolu...yanında gül var.gül hülya yı buluyor...

mütemadiyen taksimde buluşulup kadıköy barlar sokagına kadar elimizde şişelerle yürüyüşe geçiyoruz.asla bir mekanda başlayıp bitiremiyoruz herkes birilerini görüyor tesadüfen ahmet' i yolda bulup oturtuyoruz. asmalımescit taraflarında şimdi dört gündür beraber oldugu kızı tanıyoruz ahmetin yanında; salaklıgını, kızın elindeki oyuncagı ne kadar sıkı tutacagını konuşuyoruz.ahmet bozulmuyor.gidiyor sonra ertesi gün gözün açıldı mı diye arıyoruz.tamamen kapandıgını sanıyoruz şimdi.ne halin varsa... diye yolumuza devam ediyoruz

adalar caddebostan kadıköy de son bulan bir gece olacak sanıyoruz lakin gece son bulamıyor benim için...adada yürüyerek aya yorgiye çıkıyoruz.allahtan kestirme sandıgım bi yol var yoksa...ada yorgunlugunu caddede ayakkabılarımı çıkarıp yaptıgımız kahve molasıyla atlatmaya çalışıyoruz.uykudan eser yok bi gitti mi geri gelmiyor adi...iki gündür eve ugramadıgım için aynı kıyafetlerle dolanıyorum.hande gıcıgında bok gibi para oldugu için girdigimiz her maazadan farklı ve temiz çıkıyor.ben cebimdeki parayla eve gidip gidemeyecegimi düşünüp çaktırmamaya çalışıyorum.ordan direk taksimde solugu alıyoruz.

daha önce gitmedigim bi bara gidiyoruz masada on kız dört erkek var çocukların birini hande tanıyor bizde ismen tanıyoruz. içiyoruz oturup konuşuluyor gözlerimin içine bakılıyor dinlemiyorum gülüyorum karşımdaki çocugun adını unutup duruyorum çocuk konuşup duruyor bilmedigim şarkılar çalıyor hande mutlu hoşlandıgı çocukla karşımda gülüşüyor cansuyla konuşuyorum o da yanındaki çocugun kafa kagıdını ezbere almış gidiyor sonra tanımadıgımız kızlar gidiyor.ögreniyoruz ki kızların sadece birini cansunun yanındaki tanıyormuş.kalkalım diyorum handeye yok diyor.oturuyoruz.karşımdaki çocuk yanıma geliyor.adını yine unutuyorum cansuya soramadıgım için çocuga soruyorum adını soyadını söylüyor.bakıyorum yanımdakinin susmaya hande nin kalkmaya niyeti yok.bira söylüyorum. çok içiyosun diye kızıyorlar bende kalkın o zaman diyorum koyvermiş gidiyorum.çok yoruldugumu hissediyorum.yanımdaki biramı içmeye başlıyor.bitiriyor. söyleyim söylemeyim tartışmasından sonra kalkalım diyor cansu.

sonra meydanda çocuklarla inatla tokalaşmaya çalışıyorum.yanak yanaga mucuklasıyoruz.metroya gidiyoruz biniyoruz.bunları hatırlıyorum. taksimden metroya binişimi hatırlıyorum!. cansuya nasıl geldigimi hatırlayamıyorum.. ve içmedigimi biliyorum.!yorgunluk acayip bişi.

cocugun beynimi şeettigini söyleyip durmuşum. hande öbür çocugu sorup dururken ben adı neydi ya hu diye kızı çıldırtmışım.ayıkınca çok hoş biri oldugunu farkettim.lakin artık çok geç...
çok atıp tutmuşum.
uyanınca yine adını hatırlayamadım.

9 Ağustos 2009 Pazar

bu gün öglene dogru hande geliyor.hayat betimlemelerine kaldıgımız yerden devam ediciiz.böyle böyle eleştirileri kaldırmayı ögrenecegim.bana karşı zafer kazanmış hissedecekler.geçen yıl beni gaza getirmek için uyguladıkları oyunu bu yıl ögrendim.bende az gıcık degilim hani.

dügün güzeldi gelin çok güzeldi.dügünde bana asılan çocukla aramda 5 yaş oldugunu ögrenmem magmanın altına girme istegimdi.tamam iyiydi hoştu falan da o kadar çıtırlara düşmedim daha.artık şu 15 yaş altı tezimi 20 yaş altı yapmalıyım...
20 yi geçeli de epey olmuş...saymasam mı artık napsam?
ailenin tüm bekar kızlarındaki erkeklere karşı olan güvensizlik,kendini ''amaan erkekte neymiş?'' cümlesi ile ifade ediyor.yalnızız ve mantıgımız hep yalnız kalmamızı söylüyor sonuçta.
ya da bi çıtır bul büyüt.allah korusun bkn. allen amca gibi evlatlıgımla next sevgili oliciiz.tek fark sen planlayacaksın.woody amca naparsa yapsın...biri olacaksa büyük olsun, oturup cicili-bilye oynayacak degilim.aklım devrede kalır zaten hiç saf dışı olmaz kurulmuş saat gibi tekrarlar durur...'yapamazsın kızım juli.'böyle evlenip dugunlerde takı takıp şıkır şıkır oynayamazsın.daha ne yaşadın ki?
evliligi bi oyun olarak göremezsin.seviştiginin belgesi olacak o.bakın ben bu adamla sevişiyorum canım sülalem! diye bagırmalısın hatta o gece:)
babam kesin kalp krizi geçirir.annenin ömründen de bi on yıl yemiş olursun.çok fena bi intikam olur bu.lakin öyle bi adamı bulmak zor zanaat.onun yerine 'amaan evlilikte gözüm yok benim çocukta neymiş! ben gidiyorum kısmetse yurt dışına burdan bana ekmek çıkmayacak malesef evet evet bende sizi çok özleyecegiiimm '
dip not:
dügün dedikodusu kadar lanet bişi yoktur heralde
pardon damacana fantazisi var!insan degiller!

3 Ağustos 2009 Pazartesi

aslında zor degil

bazen o kadar çok yaşayacagım bi ömrüm varmış gibi hissediyorum ki, sırf bu his yüzünden yıllarımı feda edebiliyorum.fazla tembelim...
onun için karar verdigimde hayal kurmuyorum düşünmüyorum.olacaksa vakti gelmiştir deyip motive ediyorum kendimi sonuçta çok bi kırıklık yaşamıyorum.-insan ilişkileri istisna tabi..-
şimdi de vakti geldi dedim düşünmedim her şeyi ayarlamaya çalışıyorum allah izin verirse bi daha ögrenci belgemi alıp resmen gidiyorum. eylülden beri bana bi iş vermeyen yalnız ve güzel ülkemden , uçurmuş babam sayesinde her dakika igneleme olan evimden, işleri bitip alacaklarını alıp giden yapay arkadaşlarımdan, süzük bakışlarla bişeyler koparmaya çalışan mıymıy delikanlılarımdan uzaga gidiyorum.
annemi, kardeşimi, ablamı ,abimi bırakıyorum.yıllarımı verdigim ecemi ,handemi, cansu'mu gül ümü, kedilerimi, trenimi, en önemlisi şehirlerimi buraya emanet ediyorum.tabi ki gelecegim
sokaklarında gözlerimi kapatıp dolaşacagım biliyorum.annemin koynuna girmek için gün sayacagım ,onun yerine webcam zımbırtısından sigaramı saklayacagım.
hiç bu kadar gitmeyi istememiştim.annem kısmetimin çektigini söylüyor.çünkü çok düşünmedim ;ama kaderle mesafeliyiz biz biraz tembel bulur o beni... olsun ondan isteyecegim alacagım bi elin parmakları kadar.
bana yiyecek ekmek, içecek şarap, başımı sokacagım dam,oyalanacagım iş, kulaklarımda ses olsun, verdiklerini geri almasın yeter.
gerisi burda kalabilir.
çok sorun degil.

2 Ağustos 2009 Pazar

parça

hiç hesaplamadan para harcamayalı çok uzun zaman olmuştu eve geldim şimdi bi iki saat oldu.ceydanın yanına gitmiştim kii kendileri cidden garip bi şehirde yaşarlar.özellikle otobüs şöforleri okul müdürü gibi her otobüse bineni azarlama yetkisine sahip hissediyor kendini. neyse işte çok eglendik biz...
çok ama çok...
telefonsuz oldugum için (yaklaşık 4 aydır) aramak isteyenler annemi hande yi falan buluyolardı...ama bu sefer öyle olmadı karşılaştık
apartmana girdigimde girişte parfüm sıkarım ki sigara vs...kokusu babamın burnuna gelmesin boşuna gerginlik çıkmasın isterim.ya söyleyemiyorum.kolay bişi degil bu...nedenlerim var söyleyemem her neyse işte kapıyı bi açtı jack!koklaştık biz böyle burnumuzdan garip sesler çıkardık sonra kokum hapşırtıp durdu onu :)
gelmiş.iki haftadır burdaymış zayıflamış kararmış şapşal surat ifadesiyle sırıttı durdu.onun odasına gidicem birazdan anlatacakları var.ece de geliyor handelere yerleşmeyi planlıyoruz.evden dışarı kendimi atmak için can atıyorum.bu insanları özlüyorum.çok özlüyorum...
hani insanın uzun zamandır konuşamadıgı göremedigi, ama yine de gördügü andan itibaren kaldıgı yerden devam edebildigi arkadaşları vardır ya; ya da benim için bu böyle bilemiyorum. onlar içimden bi kahkaha gibi sanki işi bitip gidenlerle bende rol yapmışım sahte davranışlarla perdeyi açıp kapamışız gibi ... belki de bundan ibarettir.
yenilgilerim rol icabıdır.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

bugün ellerin yerine
rüzgar taradı saçlarımı
ıslakken çıktım dışarı
saçlarım yerine
bir gözlerim ıslandı


aptalın önde gideni! kendini dünyadaki yegane erkek sanan insan!
geçti gitti diyorsun kısaca;ben seni affettim diyorsun...neyi affettin yavrucagım?başkası için zırlarken senin elini tutmamın içimden gelmeyişini mi? hissiz oluşumu mu?affetme bence...bırak kalsın. sen 'uzun süreli bi ilişki' ye başladın diye beni aramanın alemi yok.görüşmeyelim yine.gereksiz işlere girme hiç.
arkadaş kalalımmış.ben yokum o çemberde,artık kaldıgınız yerde kalın siz öyle.
ilişkileriniz de yapaylıgınız da sizde kalsın.ben arkamdan küfür üstüne küfür savuran,alakasız işler yapan adamlarla canım cicim konuşacak kadar medeni degilim.gayette yabaniyim.sinirli de degilim.
karşıma senin gibi ayılar çıka çıka vazgeçtigimin degeri artıyor gözümde, o kadar...

hıyar

sen yüzyıllardır bu kafayla yenilmedin mi?hala neden evet hata bende diyip pısacagına karşındakini küçümseye küçümseye 'sen ne anlarsın ki...' diyebiliyorsun!
ne halim varsa görecegim merak etme aklıma estigi gibi hareket edecegim...
sen artık sadece kendini degil etrafını da batırırken etrafındakiler de ama napsın o ezik allah vurmuş bi de biz üzmeyelim diye çaba gösterirken seninle dibe yol alacaklar.
bir ben gidecegim.kıskandıgım için degil...aptallıklarına tahammülüm kalmadıgı için.

aynen dedigin gibi kafama göre...
böyle bir soru da yok cevapta yok.
herkesi enayi yerine koy sen...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

karıncalanmışım.
sahiden...
kollarımdakiler; bacaklarımdakiler gerçekmiş.
evi(mi) karınca bastı...

sıcagın bayıltması kadar...

bu uzun tatil beni yoruyor.sadece mutfaga gidip yemek almak,su içmek ve tuvalete gitmek için kalktıgım bir yatagım var...pilates ebrunun da dedigi gibi; oturma kemiklerimin üstünden hiç kalkmıyorum.omurgam agrıyor be.
tatil denilen şey bu degil elbet bu sırf bana eziyet.çünkü beş kuruş param yok!
ama çok zengin gözüküyorum.vadeli mevduatta falan param varmış gibiyim...şu hidayetin de içinde oldugu reklamı ne zaman görsem tıkanana kadar gülesim geliyor.
salak kredi kartımın asgarisini ödeyebilmem için 20 tl ye ihtiyacım oldugunu birine söylesem bana bi t... o kadar gülerler işte...
gülmüyorum!

12 Temmuz 2009 Pazar

dip not:
ışık yanmıyorsa elektrik yoktur.
dip not2:
maviyle yeşil sadece dogada yakışır, dışarı ampul gibi çıkmanın alemi yok.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

hoş kalmak

kısa vedalaşmalarından biri...yolcu ediyorsun onu birbirinize sarılıyorsunuz, öpüşüyorsunuz, aramak için konuşuyorsunuz. tanıdıklarınıza selamlar söylemenizi tembihliyorsunuz. sarmaş dolaş konuşuyorsunuz öyle...birbirinizi ne kadar çok sevdiginizden ayrılamayacagınızdan...sonra tren boşalıyor biniyor o.tren gidene kadar gülümsüyorsunuz birbirinize el sallıyorsunuz ve tren gidiyor...rayların sesinden mi,içinin sesinden mi bişeylerin kırıldıgını hissediyor o...
sen rahatsın.her zamanki olagan rahatlıgın var üstünde. tren gözden kaybolana kadar bakıyorsun trene.
gardan çıkıp arabana ilerliyorsun.gişe memurları o taraftan gidemeyecegini söylüyorlar mecburen ana kapıdan çıkıp dolaşman gerekiyor.gelen yolcularla bavulların arasından yürümeye başlıyorsun.
sırt çantamla garın çıkışındaki merdivenlere oturuyorum.
elimde telefon birini bekliyorum.telefon ediyorum telefonda konuşuyorum. biraz gecikecegini söylüyor.özürler diliyor... her yakınlaşmamda kendimi sevgiden,baglılıktan uzak hissettigimi ama şimdi bu onun için geçerli gelmedigini içime anlatmaya çalışıyorum.mantıken hayatımı geçirecegim adamı yani benim için 'ömürlügümün' o oldugunu duyuyorum ; içimdeki dırdırcı kadınlar konuşup duruyor,bu da beni deli ediyor.hepsinden vazgeçip midemdeki hatunu sakinleştirmeye başlıyorum.beklemek beni yolculuktan daha da yoruyor...

ilk gelişim bu şehre. onun için gelişim...senin için başkasına gidişim...o tıklım tıklım yolcu kalabalıgında yanıma oturuyorsun.trenle gittigim bir şehirde garda seninle karşılaşıyoruz.gözgöze geldigimiz an çıkaramadıgın bir tanıdıgınmışım gibi geliyorum sana...başımı çevirişimden tanımadıgım hissine kapılıyorsun.ellerime bakıyorsun.ben o sırada yutkunamıyorum.tesadüfün böylesi diye mırıldanıyorum.içimden allaha bu kadar uygun zamanı kolladıgı için en derin dileklerimi sunuyorum.parmagımdaki yüzügü tanıyorsun yüzüme bakıyorsun tekrar...rahatsız oluyorum. yerin dibine girme istegim had safhaya çıkıyor. yanından kalktıgım an elimden tutuyorsun.'sigaram bitene kadar lütfen...'
tekrar oturuyorum yanına. sana bakamıyorum...
adımı söyleyememen tuhafıma gidiyor.tam o an mırıldanıyorsun...gözlerin doluyor.adımı her gün banyoda aglarken söyledigini bilmiyorum tabi...ben hafızandan tamamen silinmiş oldugumu sanıyorum.
bir sigara yakıp bana gösteriyorsun.kafamı iki yana sallıyorum.konuşursam sesimin çıkmayacagını biliyorum çünkü.ellerine bakıyorum.karşımızda park gibi yarım yamalak agaçlı bi yer var.gözümü ıhlamur agacına sabitliyorum.aslında onun o an ıhlamur mu başka bi şey mi oldugunu kafam basmıyor.ot içmiş gibi boş bi beyinle oturuyorum yanında.

'tedirginligimi anladın, hala unutamayışım olarak algılıyorsun; belki beni ''kısa günün karı'' olarak görüyorsun. ''eski sevgiliyle bir gece heyecanlı olabilir''diye kafamdan sana iç sesler veriyorum.
ama sen 'seni görmek güzel' diyorsun.'çok zaman geçti...'
lüzumsuz bi iki cümle kuruyoruz.başını omzumun üstüne yaklaştırıyorsun.kişisel alan diye bi şey kalmadıgı için tedirgin oluyorum gayri ihtiyari yana kaykılıyorum.otokontrolunu kaybettigini düşünüyorsun nasıl yaklaştıgını bilmiyorsun bana sarılmak istiyorsun,dokunmak istiyorsun.
sigaranın bitmemesi için az nefesler alıyorsun... kendi çapında yaşamımızı uzatıyorsun...
ilk gelişim oldugunu söylüyorum.seninse umrunda degil 'kokun degişmemiş' diyorsun.gülümsüyorum.üstündeki kokunun başkasının kokusu oldugunu düşünüyorsun.(üstümdeki kokuyu alıyor mu acaba? acaba içeride gördü mü bizi? onu seviyorum.denkiz birbirimize ama her şeyim mina'nın...gittigim gün de biliyordum bunu şimdi de...lanet olası zamanın oyunu bu.şimdi bana gelmeliydin mina! erken gelmiştin.diyemem sana...aslında geç kaldın gelmek için...)
bin kere saçımın rengini,yaşadıgım şehirleri, işimi, telefon numaralarımı degiştirdigimi ama o kadar yıldan sonra kokumun degişmedigini söylemenin saçma oldugunu düşünüyorum.
sarılmak istiyorum sana. sarıldıgımda bogazımın dügümleri çözülecek sanki sanki hayatımın anlamı bu garın merdivenlerinde bi yerlerde...aglamıyorum.esneyince yaş akıyor gözlerimden...aglamamalıyım.hayatım bu merdivenlerde sona eriyor bi sigara içimlikmiş her şey...ne saçma!
agaçların arkasında, yolun kenarında beyaz bir araba park ediyor.telefonum çalıyor.sırt çantamı alıyorum.yerdeki iki izmarite bakıyorum.sana gülümseyip duran arabayı işaret ediyorum. 'senin aklındaki koku benim kokum degil artık; onun duydugu kokum daha önemli hoşça kal ali...'diyorum.
kısa vedalaşmalardan biri gibi gözüküyor dışarıdan.sen ve ben...yanyanayız konuşamıyoruz anlatamıyoruz demek istediklerimizi... ben görme istiyorum.zafer kazandıgımı sanıyorsun oysa ki yerin dibine giriyorum.sen neden burada oldugumu ögreniyorsun. içini acıtıyorum.adın dudaklarımı yakıyor...
içini biraz acıtmış olmak hoşuma gidiyor.
arabaya yöneliyorum.dışarı çıkmış olan adama gülümsüyorum.tesadüfümle sarılıyorum.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

hande:neden biri çok severken öbürü gider ?
juli:biri sever biri sevilir çünkü...
hande:karşılıklı sevilmez mi ?
juli:galiba hep biri az seviyor.ilişkinin ömrü için hiçte sevmiyor olabilir.ya da onun gibi şeyler hazır hissetmeme,layık olamama vs...uyduruktan laflarla idare ediliyor işte...oyun bu... sinyal alma ,maç kazanma hava atma :) insanlar ilişkilerini kazandıkları kupalar gibi, zaferleri gibi görüyor. artık kızlar zengin aptal koca; erkekler barney stinsonculuk oynanacak partnerler arıyor. dünyanın güneşin etrafındaki dönme süresini degiştireceklerini sanıyorlar.kim daha çok kalp kırarsa o kadar takdir belgesi alıyor cv lere falan konulmalı benim hırs belgelerim iştee diye gösterilmeli bence...

juli:o degil de sen sevmek mi sevilmek mi isterdin?
hande:gözümün içine bu kadar dikkatli bakmamanı isterdim.
juli:düşününce beni kimse sevmemiş.
hande:salak! ve bir sürü nasihat...

4 Temmuz 2009 Cumartesi

yırtılmış anılar.

zaman:yıllar önce yaklaşık bi on bin yıl önce...

önem: ecenin dogum günü...

çok eglenmiştik.hayattan beklentilerimiz, olmak istedigimiz yerler şimdi olduklarımızdan o kadar farklıydı ki...asla büyüyebilecegimizi düşünmüyorduk bi defa.o zamanlar hepimiz küçük ergen taklidi yapan hobbitlerdik... şöyle olsun böyle olsun diye konuşup ;şimdikiler gibi dizi dedikodusu yerine biz kitap dedikodusu ;degiş tokuşu falan yapardık.akıllıydık sonradan o akıllar... nasıl buharlaştı anlayamadık...
neyse işte ; çekindigimiz onca fotografın içinden en önemsedigimiz o olmuştu... bi fotograf..tabi devir asırlar önce gibi oldugu için dijital makineler icat edilmemişti.öylee birinin bilgisayarına atıp yolla dur yoktu...uygun bi fotografçı amcaya tab ettirilirdi tüm filmler...yani o amca anı dedigin her karenin ilk görgü tanıgı olurdu.negatifinin nerde oldugu meçhul; bu yüzdendir ki; bulunmayacagı kesin...(hala anolog kullanıyorum.seviyorum.)
bulunmayacagın kesin oldugunu biliyorum; çünkü ben o fotografı on yedi parçaya bölüp her parçayı dogum günü tanıklarına vermiştim.unutulmayacaktı. on yıl sonra birleştirilip voltran oluşturulacaktı.o on yedi insandan bugün anca yedisi kalmıştır...
çaglara allah rahmet eylesin.deprem aldı onu bizden..umut'u trafik kazası...
geri kalanları ise gereksiz hayat telaşları aldı götürdü.kimi atmıştır,kimi cüzdanını çaldırmıştır,taşınmıştır, ülkeyi terketmiştir, bi şekilde kaybetmiştir.kimi de çıktıgı yumurtayı begenmemeye başlamıştır...
sonuçta o fotograf yırttıgım kadar kolay birleştirilemedi.kaldı öyle...
herkeste bir parça ortaokul lise anısı oldu...
yarım; parça parça.
tıpkı birbirimize verdigimiz sözler gibi...
bana verdigin söz gibi.
sana verdigim söz gibi.
olmak istediklerimizle oldugumuz gibi...
parça
parça
kaldı öyle...
benim gibi.

3 Temmuz 2009 Cuma

bu gece aglamak için banyoyu seçen tek insan sen degilsin...
armut mevsimi gelmiş...agzımda kalan kumu çok sevmem ben.sana afiyet olsun canım almayım,mani olmayım ben...
aglarsan açılırsın...sadece içinde kalırsın.orda kal.mani olmayım ben.
tutkum geçti. yeni aylar çıktı içimden...an geçti sen giderken,yıllar geçti seni beklemedim.
bu sefer içimden dedim.:)
yüzsüzlügün daniskası senin bu yaptıgın!!
armut!

kav

çatt! bir kapı sesi...
cevapsız bıraktıgı sorularla kalan bi adam...
zaman bir bana yaramadı o günden beri. o kısacık günlerde öyle kazımışım ki seni ,zaman alıp gidemedik kumunu,tuzunu bıraktı derinlerimde...
sanırım sökülmüyorsun içimden.ne kadar lime lime etsem de; sen kum oluyorsun ,un oluyorsun kalacak bi yer buluyorsun. rüzgarım seni süpürmeye yaramıyor. hırsımla tırnaklıyorum bedenimi çıkarsın sanıyorum; belki de sen oyuk açıyorsun; kaçıyorsun... delik bulamadıgın yüzeylerimi deliyorsun, delik deşik ediyorsun beni... ne yapsam degişmiyor.sakin hayatımın katili oluyorsun.
gerçek gibi...
kabul etsemde etmesem de önümde duruyor işte.yalnızlıgım günle kavruluyor.her nefesimle katmerleniyor yangını...çok şey ögrendim gerçek hakkında; çaresizligimi ,kalp agrılarımı ögretti mesela;içimin boşlugunun derinligini, ögretti.
boşlugumu ögretti bana.masallarımın avucumdaki kor misali; her inanışımda daha da tuttugumu yaktıgımı farkettim.
evet... dedigin gibi; hiç birinin önemi yok.beraber gezdigimiz şehirlerin, karşılıklı yedigimiz yemeklerin,ne de beraber yaşadıklarımızın...
gerçegin önemi var...biz ayrıyız.hiç olamadıgımız biz...
çatt...kilit yerine oturdu.kapının önündeki ve arkasındakiyiz...kilit yerli yerinde artık...
gerçegimiz şimdi susarak kabullenmemiz gerektigini söylüyor.sen yaşlarla yasını tutuyorsun...konuşmaya taakatin yokmuşçasına en içten sandıgım bakışlarını hissediyorum üzerimde.kalbimde açtıgın boşluga akıtıyorsun yaşlarını içten içe küf kaplıyor...
kalbinde bir ceset var. katilsin artık...!
ben de sustum.ayaklarım konuşuyor şimdi. çarpıyor yerlere. koşuyorum.
kaçıyorum senden.ne kadar uzak o kadar cevap...
çaremiz yok.her neyse işte...
bekledigimiz bi istasyon yok. hayatta bizi beklemiyor gidiyor yoluna.tozuna beni kattı dumanına seni...dörtnala uçuyor şimdi ;bizi farketmiyor.kalbimin agrısını,sırtının agırlıgını farketmiyor işte...
seninle beni sarmak yerine,savurup atıyor...
kavuşamıyoruz.kavrulup gidiyoruz ayrı yollara...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

cumaya gidip,dönecek...

kafama tugla mı düşecek diye korkarken; hep bi taşa takılıp düşecegimi düşünmekten ,göge mi yere mi bakacagımı şaşıran ben artık şaşırtıyorum!!!
kafamı iyi vurdum bu sefer; gidecek gibiyim. okul araştırmaları bitmek üzere. ona baglı olarak başvurularımı yapacagım bitecek gidecek bu işte...allahım yanımda ol hakkımda hayırlısını ver...sadece sana sıgınabilirim.
şimdilik kimse bilmiyor. bilmesin de hevesimin kursagımda kalmasını istemiyorum.'juli yapamazsın', 'tembelsin' ,'evden ayrı kalamazsın' ları dinleyecek sabrım yok :)
hepsi iyi tamam da şimdi benim bi problemim var ki kendi alanımdan tiksiniyorum artık...başka alana geçme ihtimalim de yok gibi bişi.ya da yapma ihtimalim varsa nası yapacagımı bilmiyorum...daha güzel sanatlarvari ne bileyim tasarım da olabilir...keşke olabilseydi olmazsa da alanımı okumam gerçi. kurtarıcı ''işletme'' nin canı sagolsun derim dee... bu iş 3 yılı geçmemeli...
avrupa güzeldir.hoştur.renklidir. ;)kolay gelsin bana...
zamanı gelmiş :) korkuyor olsam da çaktırmıyorum.kimse bişi bilmiyor ece!cumaya gidip dönmek gibi ulvi bişi olacak bu da.
-agbi nerde oldugumu bilmiyom valla ha burda kocca bi bina var on gatlı üstünde .....yazıyo hastaneymiş burda aha tam karşımda duruyor...

bi de bilsen o binanın on katlı degil de yirmi katlı oldugunu...

denedim

(konu tamamen hayalgücümle orantılıdır.kişi ve kurumlar aslında hiç kimsedirler.üstüne alınan olmasın boş yere alt tarafı bi öykünün içindeki mektuptur.)



nazım,
her zaman söze allah seni başımızdan eksik etmesin diye başlardım.iyi bir adamdın orası muhakkak.ama zamanla yaşlandıkça dayanılmaz bir hale girdi ilişkimiz...ilişki mi demeliyim buna bilmiyorum çünkü diger evlerde eşler arasında olan hiç bi bagın bizde olmadıgını düşünmek istiyorum, yoksa evlilik denilen kurum ölene kadar adamı işe kadını da mutfaga hapsetmelidir.
şu otuz yıllık aynı yastıga baş koyma serüvenimizde sen beni karın olarak degil de ilk on beş yıl sana muhtaç olan aciz bir çocuk, sonraki on beş yıl da senin üstünden geçinen aciz bir düşman olarak gördün.zaman zaman tartışmalarımızda bunu dile getirmekten kaçımadıgın için söylüyorum...zamanla evin en kaprisli küçük çocugu ilan edildin...
sana 35 yıl boyunca 3 güzel çocuk verdim.ogullarımızı onlar benim çocuklarım diyerek koruyup kolladın inkar edemem.lakin çocuklarımızla hiç ilgilenmedigimizi evimizin çatısı altında bir aile olmayı beceremedigimizi kızımız okyanus ötesi yerlere taşındıktan çok sonra anladım.onlara karşı babalık vazifeni sadece maddi açıdan yerine getirdin ...ama bunu kimsenin dile getirmeye de cesareti olmadıgını ,cocuklarımızın evimizde konuşmaya korktuklarını aman söyledigin söz başka şekilde anlaşılır diye her sofraya oturuşumuzda gerildigimizi hiç fark edemedin.çünkü o zamanlar sen tartışma açmaya yer aramakla meşgul olurdun...her kavga sonunda özür diledigin gibi bir hafta geçmeden yine aynı nedenlerle birinin burnundan getirirdin...ama artık bende yaşlıyım.senin saplantılarından kafandaki kurguları düzeltemez hale geldim.bıktım...
sen begenmesen de çocuklarımızın ahlaklarına görgülerine diyecek bişi bulamayacagını sanıyorum...bir anne olarak elimden geldigince iyi yetiştirmeye çalışırken sen anneligime de burun kıvırdın eleştirilerini eksik etmedin.buna ragmen çocuklarımız için kredi kurumu olmaya devam ettin.başka hiç bişi degil.
evlilige karşı olmamaları için, karşılarına çıkan insanlara insan gibi davranmaları ,özgüviçin elimden gelen her sözü söyledim.ogullarımız şanslıydı karşılarına hep iyi kızlar çıktı...ama kızım benim gibi olmaktan korktu...her gün gördügü kavgalardan ürktü.babaları kalp krizi geçirdikten sonra uyandıgında ilk lafının 'anneniz yüzünden' denilmesine artık gülümseyemiyorlar...çünkü anneleri de riskli yaşlara girdi.
sana saygısız olmamaları için elimden gelen her şeyi yaptım ogullarımız bir kere bile seslerini sana yükseltmemiştir.kızımızın da yedigi dayaklardan nasibini alıp hiç konuşmadıgınızı biliyorsun.
benim şu 50 yıllık hayatımda ne annem ne de babam kaldı.canımdan öte sevdigim evlatlarım; düzgünmüş gibi görünen aile yuvamızdan kaçma kaçtılar...ele güne karşı dersin ya hep...elin günün düşüncelerinden yoruldular artık...
arkalarında babaları yok anneleri de yük olmasın onlara diye kendime yetebilecek bi iş buldum.artık 50 yaşında hiç bi sosyal güvencesi olmayan bir kadın olarak hor görülecegime bu hayatta yaptıgım hiç bir şey teşekküre bile layık görülmeyip üstüne boş iş olarak anılacagına gitmeyi yegledim. bir nufus cüzdanım bir üstümdekilerle hiç bir şeyim olmadan ''senin'' evini ocagını, altınlarını, perdelerini, tencerelerini,...her şeylerini sana bırakıyorum.senin paranla alınmıştı tepe tepe sen kullan...derdin ya hep.
artık suçlanmaktan,hor görülmekten yoruldum ben. bu dünyadaki sınavım sen idiysen allah beni affetsin.sınavımı geçemedim demektir bu...
boşanma belgeleri yakında eline geçecektir.
karın ayla.

30 Haziran 2009 Salı

demleniyorum usul usul...
her yolu aklımca deniyorum.
yine bi yerlerden bokluk çıkaracagım.
adım gibi biliyorum.

ayran

ardayı arayasım sesini duyasım var.neden en yenik anlarımda aklıma geliyor ki...adam beni sümügünü sildigi mendilin yerine bile koymaz, ben ona ihtiyacım var sanıyorum.sonra diyorum ''juli ya sonra? olan olacagı göstermedi mi? iki saatte unuttu varlıgını.sen bikbikbik beynine ediyosun salak!''
siliniyor her şey...haklısın diyorum kendi kendime.
simyacının koyunlarını bitirip yola dizdigi kristalleri saymaya başlıyorum.arda gidiyor aklımdan...hala birilerinin dünyama girmesine cesaretim yok...
ruhumdaki kızsal dalgalanmaları aldırmak istiyorum.o zaman hayat kaprissiz, geniş,konforlu rahat bişi olacak gibi... ya da erkekler öyle gösteriyor.
bu aralar geceleri köpekler çok havlıyor.

29 Haziran 2009 Pazartesi

haziran çarpması

kpss konusu benim için bitmiştir bi daha da gelmem davosa! haziranın da günahını aldı giderayak 'ıyy ne biçim aydı' diye hatırlayacagım sayesinde...
hala baş agrıyor bana yaramıyor o kadar sayfayı çevirmek... neyse işte bok gibiydi. ama bugün daha berbat bi durumun içine girdim.iş çıkmaz aramayabilirler ama diye diye salak bi iş ilanına başvurdum adamlar aradı falan fişmekan derken bi saat sonraya randevu verdiler gittim.tam bisaatyirmidakika bekledikten sonra bi odaya alındım.ingilizce konuştuk yok bu yetmez bize mektup yaz dediler.oturdum o saflara ingilizce mektupta yazdım.sonra o pozisyon için uygun olmadıgımı daha diline hakim'mesela filoloji mezunu' birini aradıklarını açıkladılar.buraya kadar tamam.anlarım;anlayabilirim. maymun gibi mektupları ıvır zıvır konuşmalarımızı da anlarım.hatta tüm bunları yaptırdıktan sonra 'cvnizden de anlaşılıyor gerçi aradıgımız pozisyona uygun degilsiniz.' demenizi de anlamaya zorlarım kendimi... ama eger istersem çagrı merkezlerinde (7/24 vardiyalı bildigimiz yerler işte...) asgari ücretle çalışabilecegimi anlatmalarını anlayamam!sonra çagrı merkezleri için bana test yapmak istemelerini hiç anlamadım gitti.tüm bu salak insan kaynakçıları ben mi buluyorum bunların hepsi mi salak? küçümsedigim için degil vallahi degil. ama e be adam bakkalda çıraklıga başlasam bile resmi günüm tatil olur benim...çagrı merkezinde kim asgariye çalışıyor ki?
üstelik beleş şeker,çikolata da cabası!

bi okul buldum güz dönemine ayarlayabilirsem güzel bi yerde...okulun varsa bırakmayacaksın.ölene kadar ögrenci kal öyle de böyle de herkes konuşuyor nasılsa...:)

26 Haziran 2009 Cuma

m.j.&farah

toprakları bol olsun.

24 Haziran 2009 Çarşamba

.

telafim yok bu sefer
seferlerim tükendi
avuçlarımdan buharlaşan zamanımmış
kaybettigim demin...
yolun gibi izin gibi...
derinlerde bir yerlerde
belki yine karşılaşırız.
işte o;
zaman yine...
geçer gider benimle.


7.agustos.08
geçen yıl lanet okulumun lanet son yaz okulunun notlarının arkasından :)) başa sarmak bu olmalı.

15 Haziran 2009 Pazartesi

boyalı ellerim bugün gelincik kırmızısı.hürremin saçlarından ,handanın gözlerinden kızıl...tırnaklarımın arasındaki siyahlıklar hiçte igrenç degil.çok güzel gözüküyor.
yaglıboya ne de güzel kokan bişiymiş.hiç ellerimden çıkmasın...
güzel sanatlar okumalıydım.dünyanın en mutlu insanı olurdum yemin ederim. aslında yine mutluyum da çaktırmıyorum:)

14 Haziran 2009 Pazar

kül ederken günü.

şimdiki zamana sıgdıramadım seni
ya di'li zamanda
ya miş'li zamanda
geldin ve gittin.
doya doya ...
doya doya gülüşemedik.
yürüyemedik bahçende
şimdi çiçeklerim açıyor.
gece üstünü örtüyor bahçemin
hiç birini göremedik.
bakamadık o pencereden
göremedik
resmimizi ,birbirimizi
belki de bu yüzden
acını dikenlerin batışı gibi sanıyorum...
bahçelerdeki güllerden elime batan
derimde çizgisi kalan...


*********

yüzünü aklıma getirmeye çalışıyorum.
ufacık dikenin ani acısı gibi
biri öpünce geçiveren...
yüzünü unutuyorum.


yüzünü artık aklımda tutamıyorum.

11 Haziran 2009 Perşembe

cık...

çapkınlık kitaplarına pratik olsun...dialog1:
kişiler:esra, juli ve esranın çiçekçi dükkanının üst katında oturan yaklaşık 85-90 yaşlarındaki şahap bey...
esra:hoşgeldiniz şahap bey...nasılsınız?çokta şıksınız nereye böyle?
-eski bir arkadaşımın dogum günü var da ona çikolata alacagım şimdi...sende leylak var mı bakmaya geldim...ama sizden güzel degil haa sakın kıskanmayın güzellerim...kim bu hanım kız?tanıyor muyum ben?
esra:yok benim arkadaşım o tanımazsınız...
...
-o boynundaki haç mı?
esra:yok yusufçuk bu...
-burda şahapçık dururken ne yusufçugu !?vereyim sana bi fotografımı as boynuna bi tane de arkadaşına vereyim o da taksın...arkadaşın da güzel kız maşallah lakin çok sigara içiyor.(bir haftadır görülen tek bir kalem sigara eldedir.)cildin bozulur güzelim içme o sigarayı...(burda öpücük atılır... )size şahapçık alacagım takın boynunuza tamam mıı?(cilveli bir gülüş...)
juli:peki içmem...(iç ses:ne? açıl magma açıl, bi gülüp çıkacagım...)
esra: hoşçakalıın...seni begendi bak hahaha güzelden anlıyor adam...bu adam haftanın dört günü spora gidiyor juli çok akıllı 88 yaşındaymış tam...düşün.88

zaten hep beni begenenler 60 üstü, 15 yaş altı olur alıştım alıştırdım ... :S

mutfak.

yazın ellerim terler benim
dokunamayışım ondan...

ya çok soguktur;ya ıslak...
ortası yok gözlerimin.

susuşumuz bundan...

fenayım yine gerginim.on beş gün mü ne kaldı...
sinekler de çıktı.aslında hayatımı düzene sokmak için hiç bişi yapmak istemiyorum artık.tek başına çok kötü de degil hani.haftalık on tl.harcayarak dolanıyorum.koridor senin mutfak benim hesabı...annemle babamı görmekten luzumsuz tartışmalar izlemekten insanları çekemez haldeyim...bi de yalnızım...hep var olan arada içimi oyan cinsten olan yalnızlıgım...handenin telefonlarına bile cevap vermiyorum.öldüm sanacak annemi arayacak o olacak bliyorum ama dinlemeye taakatim yok.odun ot cinsi bişiyim.
hayat falan istemiyorum.bana bi yerden işssizlik parası baglansın ya da ömrümde almadıgım tüm bursları karşılıksız versinler...ne bileyim kimseyle muhatap olmadan konuşmadan yapabilecegim istedigim bi iş olsa da olur.lakin o zaman yatagım büyüyen popomu özleyebilir...
9 ay oldu...aslında çok daha öncesi de var.ama eve gelişimin 9.ay'ı...üniversitede ilk işim bi matbaada kart basmaktı.eski şehrimde burs falan almıyorum boş gezinecegime para kazanırım diye bulmuştum.babam sıçmıştı agzıma adam olmaz senden nerde gereksiz iş var buluyorsun sana para kazan diyen mi oldu ben yetmiyor muyum...o okul zamanında bitmesin de gör gününü...vs...
sonra çıktım ordan.salih abi iyi adamdı.yaşlı kart zamparaydı ama bana zararı dokunmazdı.sonra hoşlandıgım bi çocuk olmuştu.onu göreyim diye yemekhanenin yanındaki saglık yerinde çalıştım bi dönem.stand-fuar hostesligi,banka stajyerligi,konser önü bekleyişleri vs...garip işler yaptım.o geldi.hayatımı düzenledi.o gitti.hayalleriyle kafamdakilerle...boncukların ipi koptu pıt pıt pıt...
birini tutsam öbürünün sesini duydum olmadı,beceremedim...
bıraktım öylece kimseişsiz kalmaz kimse bu kadar insanın içinde yalnız kalmaz dedim.
o kadar çaba sarfettim ki kimse yardım etmedi.ahkam kesmeyi,beynime etmeyi, akıl vermeyi ki bunların üçünün de kefelerini ayırırım; neyse işte bunları yardımdan saymıyorum ben.kafa karıştırıcı bişiler onlar...uykusuzum.ya da deli gibi günün yirmi saati uyuyorum.farkında degilim.tek farkında oldugum şey gözlerimin şişi inmiyor.
hiç hıçkırarak aglamazdım.bi hatadır mütemadiyen...sanki yanımda biri ölmüş gibi kesilene kadar,yatagın içinde,kıpırdamadan aglıyorum.
depresyonda diilim...depresyonda olsaydım sadece perçemle yetinmezdim.:)migrenim ...

4 Haziran 2009 Perşembe

göz yaşarması.

mevsimlerle oldum olası sorunum vardır.bir defa uygun giyinmeyi hiç beceremem sonra dönemsel(mevsimsel) olarak hayatıma aynı mevsim tiplerine uygun olan hayvan suretli adamlar girer...ya da girmeye çalışır.ama ben en cok kış ayılarını severim hoşlanırım onlardan...-hoş zaten yaz aşkları bana ugramazlar.her yaz bi işkenceye baska bi şehre maruz kalınca insanlıktan çıkan ben oluyorum. neyse...-elimde degil galiba en çok ayıları çekici buluyorum...bu ayıcıklar sadece kendi egolarının tatminiyle ilgilendigi için hiç bi sey önemli degildir felsefeleri ''anı yaşa'' dır.kendilerini dayanılmaz cezbedici her istedigi elmayı yiyebilen ve her zaman haklı ayıcıklar olarak tanımlarlar. onlarla top oynamak isteyenler, oyun bitince toplarını onlara hediye etmek zorunda kalırlar; ayıcıklarımız topu alıp çoktan inine girmişlerdir...;önemli olan oyunu oynamaları ve karşılarındakilere zarar vermeleridir.çünkü onlar kendilerini hep zarar görmüş hissederler.hayattan alacakları bir öç vardır hep...herkesin hayatı romantik filmler gibidir ama kış mevsimindeki bu arkadaslar hep müslüm gürses kliplerindeki adamları oynamalıdırlar bi de benden cok alkol içerler bunlar ben bile yarısamam cocuk dogursam sırf ana babasının gencliklerindeki alkol tüketimi yüzünden beyinsiz dogarlar allah korusun...

yine de

isimlerini unutmadıgım elini tutmasam bile bende yara olmuş olan en favori tiplerimdir... evet platonik takılmışlıgımda mevcut ...biliyorum biliyorum biliyorum.aptalın tekiyim biliyorum.bi de kavga anında ayı denilmez bunlara çok kızarlar.ne agız kalır ne burun...

*hepsi geçmişte kaldı gitti.yaşlandık azizim...şimdi gögde iki uçurtma var cama çarpan damlalardan daha çok kıskandım.iplerini kopartıp gittiklerinde kimse arkalarından kötü konuşmaz.bugun iki uçurtmayı kıskandım...süzülüyorlar hala.

2 Haziran 2009 Salı

halamın bıdıbıdısı

dün yarım saatlik kahve molası...baştan söyleyim kimseyi aşagılamak için yazmadım olay budur cümleler bunlardır.degişiklik yapmadım.



halam:aa kızım da gelmiiş.juli gel bak bilmemne teyzenle bıdıbıdı bize geldiler.sen bıdıbıdıyla aynı zamanda dogmuştun yaşıtsınız bak...hadi gir içeri de konuşun bakalım iki arkadaş hadi kızım sallanmasana!
juli:hoşgeldiniiz halacım istediklerini getirdim. işim var benim eve gideyim çok sagol size de iyi günler dilerim.
s:geel bakim içeri! işi varmış ayol işsizsin sen ne işin var?anca dısarılarda gezin dur anca para harca dur...neyse kızım
öss sınavına aynı zamanda girmiştiniz işte bıdıbıdının da son yılıymış kızım hadi konuşun! juli de bitirdi ama iş bulamadı.bunlarda azim yok anacım insan bi iş bulamaz mı bunca zamandır...hala babasından harçlık alıyor benim zavallı kardeşim çalışıp didinip duruyor işte hayat naapsın!?
juli:hala iş bulamıyorum diil...
bıdıbıdı:aa ben hem ögrenciyim hem de çalışıyorum.harçlık devri bitti benim için...
halam:aa kızım senin maşallahın vardı öss zamanınızı hatırlıyorum sen çabalayıp durmuştun juli de çalışmıştı tabi ama gayret etmemişti.darılma ama juli tembelsin kızım.tabi annenlerin aileden gelen ırsi bişi bu...
juli:(iç:uydur bişiler kaç şu evden...)hangi üniversitedesin?
bıdıbıdı:tırıvırı...
juli:hmm özel okuldu di mi?
bıdıbıdı:hayır vakıf üniversitesi canıım
juli:burslu burssuz?
bıdıbıdı:burssuz
aa iyi çalışmışsın halam haklı benden yüksektir puanın...kusura bakma da ben o bölümü iki yıl sanıyodum.yanlış mı biliyorum?
bıdıbıdı:hazırlıkla üç yıl.çok çalışmıştım öss'ye...sen nerde okuyosun?
juli:(boklu okulumun adı..:( bitirdim ben.
bıdıbıdı:bende oraya gircek kadar puan yapmıştım ama girmedim.
juli:(iç gibi dıştan);haa oldu bebegim.zaten unuttum beyin yok bende...
bıdıbıdı:çalışmıyo musun?
juli:yok.kpss bilmem ne diye başlayan muhabbet...
bıdıbıdı:s teyze biz juliyle mutfaga gidelim sen hiç yorulma olur muu?
s:ahh canım beniimm kıyamam ben sana juli!kızım bıdıbıdı misafir biliyosun!bu kız hep böyle kibardı.
juli:hıhı.
bıdıbıdı:yaa sabahtan beri takıldıgım çocuk msg atıyooo.bi cevap veremedim.zor mu iş beklemek?yaa sen galiba kışın prag'a gitmişsin güzel miydi?
juli:evet.hatta bi kaç kişiyle gidersen daha çok eglenirsin biz iki kız gittik gerçi epey eglenceliydi.erkek arkadaşın mı?
bıdıbıdı:yok diil.ben öyle boyfriend olayına girmiyorum çok.yaa ben gidersem tek başıma gidicem işte parisi düşünüyorum ben orda arkadaş bulurum
juli:haa anladım.
bıdıbıdı:.işte mezuniyetim olsun aklımda bi iki iş var onları yapıcam araştırdım.
juli:mesela?
bıdıbıdı:türkiye de büyük dügün organizasyonları yapan hiç kimse yok... bu işe el atıcam.gerçi bunu sana söylemek ne kadar uygun bilemiyorum daa...ama paran yoktur zaten. ben bu yıl part time çalıştım işte otellerde iyi para kazandım.
juli:hıhı.ama bu işi bettina hakko gibi sosyetik ünlülerin yaptıgını duymuştum ben.yani yanılıyor olabilirsin.(salak araştırmışmış bok araştırmışsın bi de geçmiş karşıma paran yoktur zateen fikrimi çalarsıınnn... gerizekalı.beynin var da fikir üreticen...)
bıdıbıdı:yok... yanlışın var canıım.ben çok iyi araştırdım bu işi türkiyeden kimse yok...yaz bitimi yapmaya başlıycam işte ama önce bi tatile gidicem kelebek vadisi taraflarına.benim eski bebelerden birine demem yeterli arabasına atlar gideriz...
juli:madem dügün organizasyonu işi yazın daha çok iş olmaz mı?
bıdıbıdı:yoo hep iş var dünya evi olayı...ayyy geçen ay bi çocuk vardı bana asılan hiç yüz vermedim tabi... bebe gitmiş şimdi sevgili yapmış..bana feyste resimlerini gösteriyoo.ona mı desem acabaa?
juli:ayy ne sinir bi duruum vah o çocuga.
bıdıbıdı:ne sinir olcam parmagımı oynatsam gelir.var mı senin sevgilin?juli aslında gecen yıl benim kuzenim görmüştü seni çok hoş güzel kız diye bol bol anlatmıştı.tanıştırsam sizi olur mu?ya da msnden konuşun seversin piçtir ama çok kafadır fırlamadır böyle motoru falan var...
juli:motorunu napim ya?sagol canım ben öyle aracılı işlere girmiyorum.atasözlerinden yanayım.otu çek köküne bak.kılavuzu karga olanın...(dedim valla)zaten ilgilendigim biri var sagol ama düşündügün için...(bok var.. anca tüm 'adamlar' sizin gibilere bakıyor sizle geyik oluyor. benim gibilerde bi ayıdan pençe yedigi anda tövbekar kesiliyor.)
bıdıbıdı:juli bişi daha diycem yanlış anlamanı isteemem ama ben seni gerçekten çok güzel bekliyodum.yani hoşsun ama galiba kendine bakmıyosun makyaj falan yapsan aslında fena olmazsın...bu bakımsızlıga yine yüzüne bakılıyo işte...
vee halam girer...
juli kızım kahve yap bakalım...juli güzel kahve yapar daa istemeye gelen olmayacagı için sadece biz içicez işte...diyorum kızım iki makyaj yap bak sen ne güzel süslenmişsin maşşallah saçın başın pek bi hoş...(uzadı gitti....)

juli:allahım bunlara para da aşkta işte veriyosun...ne deyim ki daha!


hande istemedigi şehirdeki işine başladı...
ece hayatında tek düzgün giden şeyi ilişkisini noktaladı artık oguz yok hayatımızda.
ben iyiyim halen aşagılanıyorum.halamı sevmememin babamla ne ilgisi var ki?kadın beni sevmiyor,ben de onu.
sonuçta dibin dibi de olamaz illa ki çıkacagız...
bugün hayatımın en güzel iltifatını aldım.'güzel ötesi desem bile az kalır yanında' denildi.periymişim.:)bi kadın bi kadına böyle diyorsa,bi erkegin demesinden daha cok mutlu olmam gerektigini bilen bi yaştayım.övgü güzeldir.kim ne derse desin bugun iki yönlü şiştim.:)

28 Mayıs 2009 Perşembe

dengesizlik anı.

iki yıl önce sana yapılıp kaldıramadıgın hareketi şimdi sen başkasına yapıyorsun.bunu zerre kadar hak etmiyor biliyorsun...o kadar iyi o kadar tatlı ki...farklı göremiyorsun içinden keşke zorlamakla olsaydı diyorsun ama olmuyor ,gelmiyor... onun istedigi gibi bakmak... senin için imkansız.tamam belki sen umutlu şeyler söyledin ona senin için laf kalabalıgı herkese ait olabilecek kelimelerdi belki de... ama şimdi sarpa sardın konuşamıyorsun.vaz geçmekte istemiyorsun çünkü değer vermekle 'istediği ilişki'arasında dağlar var...verdigin değere layık hayatında kaç tane kafa dengi birini bulursun ki.
lanet!bırak arkadaş kalalım, hoşlanma ...v.s.gibi kelimeleri şimdi basit şeylermişçesine söyle bakalım... sevgililik gibi iki üç ay sonra sıkılıp bogulacagın bişeyin içine sokma beni diyebilir misin? ya da 'arkadaş denilen şeyden olalım' mesela; kaçmak istediginde sana yardım eden,öylesine aradıgın numaralar onunkidir falan...
saçmalık hepsi...
belki de bi daha bu kadar sevecek birini bulamayacaksın.ama bu onunla oynaman kadar küçük düşürmez.varsın bulama...hep yalnızdın kaybetmezsin

ps.işleri zorlaştırmanın alemi ne ki?sıkışınca 'hala arda mı' demenin lüzumsuzlugu kadar işte...
insanın kendini, duygularını anlatması zormuş...ve karşındakini kıracagını biliyorsan iyice zormuş.beynim bi ilişki sinyali aldı mı erkeksi oluyor.kacacak delik arıyor.allah bu ara bana bişileri gösteriyor ama anlamıyorum daha.juli kaçar bu gibi adamlara diyeceklerinin daha çok üzeceğini sanar.yapmaması gerekeni yapar.sevildi diye canı yanar.

-özledim seni.
-özleme beni.(içten.)

26 Mayıs 2009 Salı

talep.

her yıl dogan çocuklarla birlikte onlara şans kısmet gibi güzellikler getiren melekler de dünyaya gelirmiş...
şimdi,bizim jenerasyon bozuk apolitik... bilmem ne ya...
bizimle doğan periler bize şans getirmeye çalışırken şeytanın mızragına kalpleri gözleri ayakları takıla takıla ya sakat kalmışlar ya da ölmüşler.ya da hepimizin üstünde bi kara bulutluluk var...birinin işi de rast gitsin allah'ım!hep beyinsizleri güldürüyosun ya!

öyle sin e.

kendisine yavaş yavaş alıştırıyor.aklıma kazınsın diye içten içe akıyor.
elimi eline uzattıgım anda damagımda hissediyorum tadını...yudumumla boynumdan akıp gidiyor acı kekremsi bi tadı var.küçükken içtiğim şuruplara benziyor gibi... onların tadı gizliden gizliye hoşuma giderdi .oysaki adı ilaçtı ve hoşuma gitmemesi gerekti.içimden derdim hep.şimdi, içimi yakman hoşuma gidiyor.göz göze gelişlerimiz tesadüf degil. biliyorum.her bakış bir doz... ilacımsın.biliyorum.
lakin hasta degilim;hasta etmenden korkuyorum.'hastanım anam...' diye etrafında gezinmekten ,dile getirememekten; her yerde seni arayıp,senin için bulunup, hiç yokmuşçasına davranmaktan korkuyorum.
en iyisi
beni sana alıştırmaman.çizer, boyar, sonra da giderim derken ;yalnız kalmış güz vurmuş yapraga dönmekten,şişelerden renk çıkarırken bulmaktan korkarım kendimi... beceremem çünkü biliyorum.küçük alıştırmalarla beni atıştırmalık yapıp unutacagını sanacaksın. her zamanki gibi elime yüzüme bulaşır bu.temizlemek için kırk kişi kırk takla atar önümde ,acırım hallerine; kendime bakarım daha da acınası oldugumu görür,bulabildigim tüm şişelerle bogazımı temizlemeye, agzımın tadını silmeye ugraşırım.bazen becerir bazen elime yüzüme bulaştırırım.bi daha da hiç göz göze gelmeyiz zaten.sonra vicdan başlar bol bol.bogazına takılırım.atamazsın satamazsın sövüp durursun.aklıma takılırsın.atıp tutamam sövüp dururum...
yani uzun lafın kısası;

şimdi de sonra da bişiy degiştirmeyecegine göre...

sen sag ben selamet...



p.s.:fark ettim ki hoşlanmadıgım adamlarla daha çok konuşabiliyorum.hoşlandıgım adama bakamıyorum bile...aynı masada oturunca mide bulantımdan başka bişi düşünemiyorum.bi de karşıma oturursa anında masadaki yerim boşalıyor.bakmak konuşmak vs.bırak hoşlandıgını belli etmeyi normal insani vasıflardan hiç birini yerine getirmiyorum.masadaki en 'ne alaka' elemanla muhabbeti kuruyorum.-bu kızda olabilir.üç yaşındaki çocukta-nedeni yok söyleyim dedim.bu ara kız ayarlar kız isterse kısır inek kalmaz durumları saçma geliyor.bırakın biraz akışına illa herkes çift olacak diye bi kaide yok di mi?
ps.2(sırf hande için): kimseden hoşlanmıyorum,
hoşlanmayı istemek diye bi durum olmayacagı konusunda zaten hemfikiriz. yani öylesine...

16 Mayıs 2009 Cumartesi

a:nevrotik...
nevrimi döndürdün...konuş.
juli:dur de...
a:dur.
juli:a-aaaa.
a:bi haftadır böyleyiz biz.düzel artık.
juli:bak şimdi hep bunu yapıp duruyosun...

15 Mayıs 2009 Cuma

oyuncak

bi film izledim hayatım degişti diyemeyecegim.üzgünüm...bi film izledim ve geçmişte benimle oynadıgını ,farkında olmadan o kız oldugumu anladım...cümlelerin hemen hemen hepsi başkalarının kalemlerinden bizim-yani senin-dudaklarına akmış.mürekkep tadı benim agzımı doldurdu.mürekkebinle bogdun beni...üstüne bir de hayal kırıklıgım eklendi.günler istedigi kadar hızlı geçsin.umrumda degilsin!

12 Mayıs 2009 Salı

bardak

bardagın dolu tarafına da boş tarafına da baksam sonuç degişmiyor.
benim için hala yarım...

11 Mayıs 2009 Pazartesi

ellerini bile bilmedigimsin...çok tuhaf
bunları üstüne alınmalısın...
alışamadıgımsın...

10 Mayıs 2009 Pazar

anlam önem degildi derdim.

hayatım hep trenlerde otobüslerde geçti.onun için ev denilen yer bu dört duvar degildi...kapıyı açan annemdi. şimdi evdeyim ışıkları açmıyorum,
kimse aramıyor,kapı çalmıyor.. v.s.
çalışamıyorum.
konuşamıyorum.
didişmek bile güzeldi onunla...
çok özledim.evin kokusu degişti bi kere...
buralarda annemsizlik bi benim umrumda.başkaları oturuyor.çok yalnızım galiba...

gününüz kutlu olsun o zaman.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

yer-aptal

bu gece dolunay var.
ilgisi yok biliyorum ama sanki daha parlak bu gece.farketmedim sanma... hissettim -ya da öyle istedim.-
bu gece bi an aklından geçecegim.bunu düşlemek bile bi an gülümsememe yetti.
sen benim dügümümsün aslında...bogazımda takılı kalan dügüm... kimselere anlatamadıgım-sen dahil.atamadıgım,yutamadıgım bi sen varsın.hep dedim bunu. hep yazdım buraya.insanları bıktırmamak,sana ulaşmamak için, elimden gelen bu oldu.delirmemeliydim sonuçta...asıl neden benimmiş...
sana ihtiyacım olmadıgını, biz bastan biliyorduk aslında. çok şaşırmadık....biliyorduk ki çok uzun sürmeyecekti.her neyse...
keyiflen artık,'tanışmamış iki ayrı kişiyiz' ne mutlu...konuşmamış sayılan,konuşamayacak iki kişi...
haklısın;bu bişi degiştirmez ,getirmez de götürmez de
bişi degiştirmeyecek baska bişi de;bu gece beni düşüneceksin...itirafını kendine bile edemeden aklında yer edecegim. iki yıl bitecek neredeyse.

8 Mayıs 2009 Cuma

tahta oyuncak.

pamuk ipli kuklayım ellerinde
istedigin yere çektigin,
istedigin an ittigin...
parmaklarınla oynattıgın...
sanma ki uzagız birbirimize
mesafemiz ipten ince.
parmaklarında dolanmış ipin,
yeri boynumda,
sıktıkça sıkan;
kancası,kalbimde
deşip duran...

neticem de,sahibim de boynumdaki ipte
tahtadanım...
ipim ellerinde.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

hıdrellez

şu ömrü hayatımda altı kere dört yapraklı yonca buldum.hepsi de tesadüfen olmuştu.
çok ballıyımdır; inanırım.bi de sana inanırım.ben seni neden arayamıyorum ya hu?
yarın dört yapraklı yonca görürsem eger ilk işim sen olacaksın.bahar geldi ya her yer yonca doluyken bahane sana işte... sesini özledim.
bok ararım.azıcık normal olsam arardım amaaa; juli kim,normallik kim?git işine allasen...
bu yılki hıdrellezimin de içine edildi.dualarımı attım bi yerlere.kavga kıyamet gırla dur dahaymış bu daha küçük kına gecesiymiş.bunun dügünü yıldönümü derken dayanamayacagım.işte yonca falan hikayesi işin benim derdim bu zamanlarda çıkıyor.bu zamanlara yalnız gögüs geremiyorum.illa seni istiyorum.ama içten...içimden gelerek,kimselere söylemeyerek...
ben ne gereksiz bi insanım.sana lanet ettigim zamanlar çok çok oluyor.derini yüzmek,binbir çin işkencesini üzerinde uygulamak istiyorum...ama böyle özel günlerde iyi olman için duaları deviriyorum.dün bu olmadı.ufak çaplı bi bagırışla mektubu fırlattım attım.bulamadım da...epey güzel şey yazmıştım.sana bile yazmıştım. düşün.

'allah karşına senin gibileri versin.'

evet,bariz beddua yazmışım.
nasip degilmiş.başka baharlara, başka bayramlara...dört yapraklı yoncalarla gelirim.derdimi unutur giderim belki...belli mi olur.

3 Mayıs 2009 Pazar

konsantre.

konsantre içecekler gibi konuşuyormuşum.illa birilerinin sulandırması,rengini,tadını açması gerekiyormuş.vişneyi tercih ederim.

evdeyim.
annemsiz ev olmuyor burası...evim evimmiş gibi kokmuyor annemsiz.eksik...sanki kurabiye kokusunu küf kokusu almış hafiften...annem gitti.babamla ayrılmayı düşünüyorlarmış.eve gelince ögrendim.haklı haksız şimdilik bilmiyorum.tek bildigim bunların içlerinin acıdan küflendigi...

2 Mayıs 2009 Cumartesi

durdugum gün.

yoruldum.yorulmaktan ziyade tıkandım.
saatlerden geceleri nefret ediyorum.hele de saniye başına ses çıkaranlardan...
bi de internet cafelere uyuzum.sevmiyorum.
bi de bu şehirde bu kadar uzun süre çakılı kalmaktan...bu gece dönüyorum.cebimde on tl para kaldı,eve götürür diye umuyorum.günlerdir bekledigim konuşmayı gerçekleştirdim hocayla konuştum yapamazsın dedi kısaca...avustralya da bi aşçılık okulu varmış başka meslek istiyorsan neden aşçı olmuyorsun ki gibi bişiler zırvaladı.anlaşılan yeni duymuş. bana ders verir gibi yaklaşık maslow teorisini anlattıktan sonra;
'anlatmıştım daha önce derste sizlere hiç mi dinlemedin?' diye bi de azarladı...etrafım manyak dolu.bende sıyırdım kabul ediyorum.bi de günde 8 dilim ekmek yenmez.bi bütün ekmekten farkı yok onun ...yeme.