31 Ekim 2009 Cumartesi

igne

dünyanın tam orta yerinde çırılçıplak; tutunacak ,sarınacak bir şeyler arayıp duruyordu.buldukları işine yaramıyordu.
dünyanın en orta yerinde ,tutunacak dalı yok gibi,
dünya onu en orta yerinde barındıramayacakmış gibi hissediyordu.
sanki agzında tadı paslaşmış bir şeker varmışta, tükürükleri bogazına yapışmış...öyle derdi hep.her şeyi yutabileyim diye tadım kaçıyor derdi.
'her insanın ortak derdi bu degil mi' derdi.burda olsaydı haklı çıkardı eminim...
her zamanki ısırgan bakışlarını üstüme dikerdi.haklısın dememi beklerdi.çünkü haklıydı...
ne yapmam gerektigini söylemezdi.çünkü bildigimi bilirdi...
şimdi ben
onun geçtigi yollarda kaldım.duruyorum öyle...
dünyanın tam orta yerinde...
tutunamıyorum.
aramızda saatler var.
şimdi; ben olur olmaz şeyleri yutmaya çalışıyorum...o zamanlar ona çıplaklıgından utanmamasını, madem çıplaksa olagan kabul etmesini... söylerdim.
olmuyormuş.
uzaktan davulun sesini nasıl dinledigimin taklidini şimdi başkalarına yapıyorum.bi şekilde köşe dönülüyor tabii.
onun gibi geçmesini beklemiyorum.geldigim gün deldigi delige, bir çengelli igne takıp; ucunu tam dünyanın orta yerine geçirebilirdim.kendimi ona igneleyebilirdim.
en orta yerimden
göbek deligimden...
o çengeli tutunmak için geçirirdim ben.gitmelere alışkın olan ben...
ve artık tutunmaya alışmak istedim.çok mu şey istemiş oldum?
evet.
insan oldugumu,alışkanlıklarımın, yeteneklerimi köreltecegini unuttum ya da unutmak istedigimi hesaba katmadım.sandım ki bir dakikayla gelen kışım çok sürmeyecek;
çengeli taktım.
kanım dinsin,yazım gelecek sandım.umrumda degildi ne kadar kanayacagı...
canımı yaktım ya bir kere on kere yakıp dünyadan onun orta yerinden medet ummaktansa kendi orta yerimden delip her şeyi başa sardım.ipuçları aynı olsada hep farklı yollarda yürümekten buradakiyle oradaki saatlerde kalmaktan yoruldum.tekrar başa sardım.
o gitmeyi tercih ederken,
ben kendimi deldim.

24 Ekim 2009 Cumartesi

uzun zamandır yaşamıyorum ben.içimdeki gülleri solduralı çok oldu.bahçem kuru çalı çırpıyla doldu.kimseyle konuşasım yok konuştuklarım da-ki buna annemde dahil-birini seversem düzelecegimi sanıyorlar...onun için sosyal arkadaşlıklarla yetiniyorum.içim çürük lahana kıvamında da olsa dışım renkli.nasılsın diyene' şahaneyim çok rahatım 'falan diyorum.koltuk-mutfak-yatak üçgeninde yaşıyorum oysa... tanıyanlar rol kestigimi anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor.tanımayanlar farkemiyor.aksine ne hoş kız oluveriyorum gözlerinde.hiç birini dinleyecek gücüm yok.
ne garip...
ben sevdigimi sanıp attım kendimi oradan...
artık sevmekten korktugumu bildikleri halde ,ikinci korkumla; zamanla ögrenecegimi söylüyorlar. yalnızlıgımı istiyorum ben.beni en çok eleştireni ,en çok yoranı, sonra sarıp sarmalayanı, sızana kadar yanımda kalanı,uyanmamla üstüme yapışanı istiyorum.-ruhen yalnız olmak bedenen yalnız olmakla bir degil.hoş bu benim beceriksizligim.içimdekileri hevesleri bastırmayıp dışımdaki emirleri dinlemeyip şu iki kadını birleyip bi ben yapamadım.boynum egilmiyor artık kaskatı kesildi.
işin özü bodoslama dalıp kafamı göbegimi yakmayım diye yok önce ayagımı sonra bacagımı derken oyalanıyosun.
bodoslama dalacaksın biticek gidicek.teorilerim şahane de pratikte kalıyorum.
her düşüş aşagı dogru olmuyor.bazen bulutlara dogru düştügünü de görüyorsun...gördüm ben!
sonra yere çakıldıgımı da gördüm.korkudan dilimi yuttum anlatamadım.
dahasını istemiyorum ki.
kalmak istedim kovuldum.gitmek istedim çivilendim.
haklısın.kendim için bi bok yapmıorum.

1 Ekim 2009 Perşembe

bugün dogmuşum ben...
yirmidörtyıl önce bugün.
hiç bi şeyden emin olamasamda hayatımdaki her şeyi degiştirmeye kalksamda bir daha dünyaya gelecek olsam yine annemi seçerdim.
buna eminim.başka hiç bi şeye emin degilim.
buna memnunum çünkü az emin olmak demek az hayal kırıklıgı demektir;)