bugün ellerin yerine
rüzgar taradı saçlarımı
ıslakken çıktım dışarı
saçlarım yerine
bir gözlerim ıslandı
aptalın önde gideni! kendini dünyadaki yegane erkek sanan insan!
geçti gitti diyorsun kısaca;ben seni affettim diyorsun...neyi affettin yavrucagım?başkası için zırlarken senin elini tutmamın içimden gelmeyişini mi? hissiz oluşumu mu?affetme bence...bırak kalsın. sen 'uzun süreli bi ilişki' ye başladın diye beni aramanın alemi yok.görüşmeyelim yine.gereksiz işlere girme hiç.
arkadaş kalalımmış.ben yokum o çemberde,artık kaldıgınız yerde kalın siz öyle.
ilişkileriniz de yapaylıgınız da sizde kalsın.ben arkamdan küfür üstüne küfür savuran,alakasız işler yapan adamlarla canım cicim konuşacak kadar medeni degilim.gayette yabaniyim.sinirli de degilim.
karşıma senin gibi ayılar çıka çıka vazgeçtigimin degeri artıyor gözümde, o kadar...
29 Temmuz 2009 Çarşamba
hıyar
sen yüzyıllardır bu kafayla yenilmedin mi?hala neden evet hata bende diyip pısacagına karşındakini küçümseye küçümseye 'sen ne anlarsın ki...' diyebiliyorsun!
ne halim varsa görecegim merak etme aklıma estigi gibi hareket edecegim...
sen artık sadece kendini degil etrafını da batırırken etrafındakiler de ama napsın o ezik allah vurmuş bi de biz üzmeyelim diye çaba gösterirken seninle dibe yol alacaklar.
bir ben gidecegim.kıskandıgım için degil...aptallıklarına tahammülüm kalmadıgı için.
aynen dedigin gibi kafama göre...
böyle bir soru da yok cevapta yok.
herkesi enayi yerine koy sen...
ne halim varsa görecegim merak etme aklıma estigi gibi hareket edecegim...
sen artık sadece kendini degil etrafını da batırırken etrafındakiler de ama napsın o ezik allah vurmuş bi de biz üzmeyelim diye çaba gösterirken seninle dibe yol alacaklar.
bir ben gidecegim.kıskandıgım için degil...aptallıklarına tahammülüm kalmadıgı için.
aynen dedigin gibi kafama göre...
böyle bir soru da yok cevapta yok.
herkesi enayi yerine koy sen...
13 Temmuz 2009 Pazartesi
bu uzun tatil beni yoruyor.sadece mutfaga gidip yemek almak,su içmek ve tuvalete gitmek için kalktıgım bir yatagım var...pilates ebrunun da dedigi gibi; oturma kemiklerimin üstünden hiç kalkmıyorum.omurgam agrıyor be.
tatil denilen şey bu degil elbet bu sırf bana eziyet.çünkü beş kuruş param yok!
ama çok zengin gözüküyorum.vadeli mevduatta falan param varmış gibiyim...şu hidayetin de içinde oldugu reklamı ne zaman görsem tıkanana kadar gülesim geliyor.
salak kredi kartımın asgarisini ödeyebilmem için 20 tl ye ihtiyacım oldugunu birine söylesem bana bi t... o kadar gülerler işte...
gülmüyorum!
tatil denilen şey bu degil elbet bu sırf bana eziyet.çünkü beş kuruş param yok!
ama çok zengin gözüküyorum.vadeli mevduatta falan param varmış gibiyim...şu hidayetin de içinde oldugu reklamı ne zaman görsem tıkanana kadar gülesim geliyor.
salak kredi kartımın asgarisini ödeyebilmem için 20 tl ye ihtiyacım oldugunu birine söylesem bana bi t... o kadar gülerler işte...
gülmüyorum!
12 Temmuz 2009 Pazar
8 Temmuz 2009 Çarşamba
hoş kalmak
kısa vedalaşmalarından biri...yolcu ediyorsun onu birbirinize sarılıyorsunuz, öpüşüyorsunuz, aramak için konuşuyorsunuz. tanıdıklarınıza selamlar söylemenizi tembihliyorsunuz. sarmaş dolaş konuşuyorsunuz öyle...birbirinizi ne kadar çok sevdiginizden ayrılamayacagınızdan...sonra tren boşalıyor biniyor o.tren gidene kadar gülümsüyorsunuz birbirinize el sallıyorsunuz ve tren gidiyor...rayların sesinden mi,içinin sesinden mi bişeylerin kırıldıgını hissediyor o...
sen rahatsın.her zamanki olagan rahatlıgın var üstünde. tren gözden kaybolana kadar bakıyorsun trene.
gardan çıkıp arabana ilerliyorsun.gişe memurları o taraftan gidemeyecegini söylüyorlar mecburen ana kapıdan çıkıp dolaşman gerekiyor.gelen yolcularla bavulların arasından yürümeye başlıyorsun.
sırt çantamla garın çıkışındaki merdivenlere oturuyorum.
elimde telefon birini bekliyorum.telefon ediyorum telefonda konuşuyorum. biraz gecikecegini söylüyor.özürler diliyor... her yakınlaşmamda kendimi sevgiden,baglılıktan uzak hissettigimi ama şimdi bu onun için geçerli gelmedigini içime anlatmaya çalışıyorum.mantıken hayatımı geçirecegim adamı yani benim için 'ömürlügümün' o oldugunu duyuyorum ; içimdeki dırdırcı kadınlar konuşup duruyor,bu da beni deli ediyor.hepsinden vazgeçip midemdeki hatunu sakinleştirmeye başlıyorum.beklemek beni yolculuktan daha da yoruyor...
ilk gelişim bu şehre. onun için gelişim...senin için başkasına gidişim...o tıklım tıklım yolcu kalabalıgında yanıma oturuyorsun.trenle gittigim bir şehirde garda seninle karşılaşıyoruz.gözgöze geldigimiz an çıkaramadıgın bir tanıdıgınmışım gibi geliyorum sana...başımı çevirişimden tanımadıgım hissine kapılıyorsun.ellerime bakıyorsun.ben o sırada yutkunamıyorum.tesadüfün böylesi diye mırıldanıyorum.içimden allaha bu kadar uygun zamanı kolladıgı için en derin dileklerimi sunuyorum.parmagımdaki yüzügü tanıyorsun yüzüme bakıyorsun tekrar...rahatsız oluyorum. yerin dibine girme istegim had safhaya çıkıyor. yanından kalktıgım an elimden tutuyorsun.'sigaram bitene kadar lütfen...'
tekrar oturuyorum yanına. sana bakamıyorum...
adımı söyleyememen tuhafıma gidiyor.tam o an mırıldanıyorsun...gözlerin doluyor.adımı her gün banyoda aglarken söyledigini bilmiyorum tabi...ben hafızandan tamamen silinmiş oldugumu sanıyorum.
bir sigara yakıp bana gösteriyorsun.kafamı iki yana sallıyorum.konuşursam sesimin çıkmayacagını biliyorum çünkü.ellerine bakıyorum.karşımızda park gibi yarım yamalak agaçlı bi yer var.gözümü ıhlamur agacına sabitliyorum.aslında onun o an ıhlamur mu başka bi şey mi oldugunu kafam basmıyor.ot içmiş gibi boş bi beyinle oturuyorum yanında.
'tedirginligimi anladın, hala unutamayışım olarak algılıyorsun; belki beni ''kısa günün karı'' olarak görüyorsun. ''eski sevgiliyle bir gece heyecanlı olabilir''diye kafamdan sana iç sesler veriyorum.
ama sen 'seni görmek güzel' diyorsun.'çok zaman geçti...'
lüzumsuz bi iki cümle kuruyoruz.başını omzumun üstüne yaklaştırıyorsun.kişisel alan diye bi şey kalmadıgı için tedirgin oluyorum gayri ihtiyari yana kaykılıyorum.otokontrolunu kaybettigini düşünüyorsun nasıl yaklaştıgını bilmiyorsun bana sarılmak istiyorsun,dokunmak istiyorsun.
sigaranın bitmemesi için az nefesler alıyorsun... kendi çapında yaşamımızı uzatıyorsun...
ilk gelişim oldugunu söylüyorum.seninse umrunda degil 'kokun degişmemiş' diyorsun.gülümsüyorum.üstündeki kokunun başkasının kokusu oldugunu düşünüyorsun.(üstümdeki kokuyu alıyor mu acaba? acaba içeride gördü mü bizi? onu seviyorum.denkiz birbirimize ama her şeyim mina'nın...gittigim gün de biliyordum bunu şimdi de...lanet olası zamanın oyunu bu.şimdi bana gelmeliydin mina! erken gelmiştin.diyemem sana...aslında geç kaldın gelmek için...)
bin kere saçımın rengini,yaşadıgım şehirleri, işimi, telefon numaralarımı degiştirdigimi ama o kadar yıldan sonra kokumun degişmedigini söylemenin saçma oldugunu düşünüyorum.
sarılmak istiyorum sana. sarıldıgımda bogazımın dügümleri çözülecek sanki sanki hayatımın anlamı bu garın merdivenlerinde bi yerlerde...aglamıyorum.esneyince yaş akıyor gözlerimden...aglamamalıyım.hayatım bu merdivenlerde sona eriyor bi sigara içimlikmiş her şey...ne saçma!
agaçların arkasında, yolun kenarında beyaz bir araba park ediyor.telefonum çalıyor.sırt çantamı alıyorum.yerdeki iki izmarite bakıyorum.sana gülümseyip duran arabayı işaret ediyorum. 'senin aklındaki koku benim kokum degil artık; onun duydugu kokum daha önemli hoşça kal ali...'diyorum.
kısa vedalaşmalardan biri gibi gözüküyor dışarıdan.sen ve ben...yanyanayız konuşamıyoruz anlatamıyoruz demek istediklerimizi... ben görme istiyorum.zafer kazandıgımı sanıyorsun oysa ki yerin dibine giriyorum.sen neden burada oldugumu ögreniyorsun. içini acıtıyorum.adın dudaklarımı yakıyor...
içini biraz acıtmış olmak hoşuma gidiyor.
arabaya yöneliyorum.dışarı çıkmış olan adama gülümsüyorum.tesadüfümle sarılıyorum.
sen rahatsın.her zamanki olagan rahatlıgın var üstünde. tren gözden kaybolana kadar bakıyorsun trene.
gardan çıkıp arabana ilerliyorsun.gişe memurları o taraftan gidemeyecegini söylüyorlar mecburen ana kapıdan çıkıp dolaşman gerekiyor.gelen yolcularla bavulların arasından yürümeye başlıyorsun.
sırt çantamla garın çıkışındaki merdivenlere oturuyorum.
elimde telefon birini bekliyorum.telefon ediyorum telefonda konuşuyorum. biraz gecikecegini söylüyor.özürler diliyor... her yakınlaşmamda kendimi sevgiden,baglılıktan uzak hissettigimi ama şimdi bu onun için geçerli gelmedigini içime anlatmaya çalışıyorum.mantıken hayatımı geçirecegim adamı yani benim için 'ömürlügümün' o oldugunu duyuyorum ; içimdeki dırdırcı kadınlar konuşup duruyor,bu da beni deli ediyor.hepsinden vazgeçip midemdeki hatunu sakinleştirmeye başlıyorum.beklemek beni yolculuktan daha da yoruyor...
ilk gelişim bu şehre. onun için gelişim...senin için başkasına gidişim...o tıklım tıklım yolcu kalabalıgında yanıma oturuyorsun.trenle gittigim bir şehirde garda seninle karşılaşıyoruz.gözgöze geldigimiz an çıkaramadıgın bir tanıdıgınmışım gibi geliyorum sana...başımı çevirişimden tanımadıgım hissine kapılıyorsun.ellerime bakıyorsun.ben o sırada yutkunamıyorum.tesadüfün böylesi diye mırıldanıyorum.içimden allaha bu kadar uygun zamanı kolladıgı için en derin dileklerimi sunuyorum.parmagımdaki yüzügü tanıyorsun yüzüme bakıyorsun tekrar...rahatsız oluyorum. yerin dibine girme istegim had safhaya çıkıyor. yanından kalktıgım an elimden tutuyorsun.'sigaram bitene kadar lütfen...'
tekrar oturuyorum yanına. sana bakamıyorum...
adımı söyleyememen tuhafıma gidiyor.tam o an mırıldanıyorsun...gözlerin doluyor.adımı her gün banyoda aglarken söyledigini bilmiyorum tabi...ben hafızandan tamamen silinmiş oldugumu sanıyorum.
bir sigara yakıp bana gösteriyorsun.kafamı iki yana sallıyorum.konuşursam sesimin çıkmayacagını biliyorum çünkü.ellerine bakıyorum.karşımızda park gibi yarım yamalak agaçlı bi yer var.gözümü ıhlamur agacına sabitliyorum.aslında onun o an ıhlamur mu başka bi şey mi oldugunu kafam basmıyor.ot içmiş gibi boş bi beyinle oturuyorum yanında.
'tedirginligimi anladın, hala unutamayışım olarak algılıyorsun; belki beni ''kısa günün karı'' olarak görüyorsun. ''eski sevgiliyle bir gece heyecanlı olabilir''diye kafamdan sana iç sesler veriyorum.
ama sen 'seni görmek güzel' diyorsun.'çok zaman geçti...'
lüzumsuz bi iki cümle kuruyoruz.başını omzumun üstüne yaklaştırıyorsun.kişisel alan diye bi şey kalmadıgı için tedirgin oluyorum gayri ihtiyari yana kaykılıyorum.otokontrolunu kaybettigini düşünüyorsun nasıl yaklaştıgını bilmiyorsun bana sarılmak istiyorsun,dokunmak istiyorsun.
sigaranın bitmemesi için az nefesler alıyorsun... kendi çapında yaşamımızı uzatıyorsun...
ilk gelişim oldugunu söylüyorum.seninse umrunda degil 'kokun degişmemiş' diyorsun.gülümsüyorum.üstündeki kokunun başkasının kokusu oldugunu düşünüyorsun.(üstümdeki kokuyu alıyor mu acaba? acaba içeride gördü mü bizi? onu seviyorum.denkiz birbirimize ama her şeyim mina'nın...gittigim gün de biliyordum bunu şimdi de...lanet olası zamanın oyunu bu.şimdi bana gelmeliydin mina! erken gelmiştin.diyemem sana...aslında geç kaldın gelmek için...)
bin kere saçımın rengini,yaşadıgım şehirleri, işimi, telefon numaralarımı degiştirdigimi ama o kadar yıldan sonra kokumun degişmedigini söylemenin saçma oldugunu düşünüyorum.
sarılmak istiyorum sana. sarıldıgımda bogazımın dügümleri çözülecek sanki sanki hayatımın anlamı bu garın merdivenlerinde bi yerlerde...aglamıyorum.esneyince yaş akıyor gözlerimden...aglamamalıyım.hayatım bu merdivenlerde sona eriyor bi sigara içimlikmiş her şey...ne saçma!
agaçların arkasında, yolun kenarında beyaz bir araba park ediyor.telefonum çalıyor.sırt çantamı alıyorum.yerdeki iki izmarite bakıyorum.sana gülümseyip duran arabayı işaret ediyorum. 'senin aklındaki koku benim kokum degil artık; onun duydugu kokum daha önemli hoşça kal ali...'diyorum.
kısa vedalaşmalardan biri gibi gözüküyor dışarıdan.sen ve ben...yanyanayız konuşamıyoruz anlatamıyoruz demek istediklerimizi... ben görme istiyorum.zafer kazandıgımı sanıyorsun oysa ki yerin dibine giriyorum.sen neden burada oldugumu ögreniyorsun. içini acıtıyorum.adın dudaklarımı yakıyor...
içini biraz acıtmış olmak hoşuma gidiyor.
arabaya yöneliyorum.dışarı çıkmış olan adama gülümsüyorum.tesadüfümle sarılıyorum.
6 Temmuz 2009 Pazartesi
hande:neden biri çok severken öbürü gider ?
juli:biri sever biri sevilir çünkü...
hande:karşılıklı sevilmez mi ?
juli:galiba hep biri az seviyor.ilişkinin ömrü için hiçte sevmiyor olabilir.ya da onun gibi şeyler hazır hissetmeme,layık olamama vs...uyduruktan laflarla idare ediliyor işte...oyun bu... sinyal alma ,maç kazanma hava atma :) insanlar ilişkilerini kazandıkları kupalar gibi, zaferleri gibi görüyor. artık kızlar zengin aptal koca; erkekler barney stinsonculuk oynanacak partnerler arıyor. dünyanın güneşin etrafındaki dönme süresini degiştireceklerini sanıyorlar.kim daha çok kalp kırarsa o kadar takdir belgesi alıyor cv lere falan konulmalı benim hırs belgelerim iştee diye gösterilmeli bence...
juli:o degil de sen sevmek mi sevilmek mi isterdin?
hande:gözümün içine bu kadar dikkatli bakmamanı isterdim.
juli:düşününce beni kimse sevmemiş.
hande:salak! ve bir sürü nasihat...
juli:biri sever biri sevilir çünkü...
hande:karşılıklı sevilmez mi ?
juli:galiba hep biri az seviyor.ilişkinin ömrü için hiçte sevmiyor olabilir.ya da onun gibi şeyler hazır hissetmeme,layık olamama vs...uyduruktan laflarla idare ediliyor işte...oyun bu... sinyal alma ,maç kazanma hava atma :) insanlar ilişkilerini kazandıkları kupalar gibi, zaferleri gibi görüyor. artık kızlar zengin aptal koca; erkekler barney stinsonculuk oynanacak partnerler arıyor. dünyanın güneşin etrafındaki dönme süresini degiştireceklerini sanıyorlar.kim daha çok kalp kırarsa o kadar takdir belgesi alıyor cv lere falan konulmalı benim hırs belgelerim iştee diye gösterilmeli bence...
juli:o degil de sen sevmek mi sevilmek mi isterdin?
hande:gözümün içine bu kadar dikkatli bakmamanı isterdim.
juli:düşününce beni kimse sevmemiş.
hande:salak! ve bir sürü nasihat...
4 Temmuz 2009 Cumartesi
yırtılmış anılar.
zaman:yıllar önce yaklaşık bi on bin yıl önce...
önem: ecenin dogum günü...
çok eglenmiştik.hayattan beklentilerimiz, olmak istedigimiz yerler şimdi olduklarımızdan o kadar farklıydı ki...asla büyüyebilecegimizi düşünmüyorduk bi defa.o zamanlar hepimiz küçük ergen taklidi yapan hobbitlerdik... şöyle olsun böyle olsun diye konuşup ;şimdikiler gibi dizi dedikodusu yerine biz kitap dedikodusu ;degiş tokuşu falan yapardık.akıllıydık sonradan o akıllar... nasıl buharlaştı anlayamadık...
neyse işte ; çekindigimiz onca fotografın içinden en önemsedigimiz o olmuştu... bi fotograf..tabi devir asırlar önce gibi oldugu için dijital makineler icat edilmemişti.öylee birinin bilgisayarına atıp yolla dur yoktu...uygun bi fotografçı amcaya tab ettirilirdi tüm filmler...yani o amca anı dedigin her karenin ilk görgü tanıgı olurdu.negatifinin nerde oldugu meçhul; bu yüzdendir ki; bulunmayacagı kesin...(hala anolog kullanıyorum.seviyorum.)
bulunmayacagın kesin oldugunu biliyorum; çünkü ben o fotografı on yedi parçaya bölüp her parçayı dogum günü tanıklarına vermiştim.unutulmayacaktı. on yıl sonra birleştirilip voltran oluşturulacaktı.o on yedi insandan bugün anca yedisi kalmıştır...
çaglara allah rahmet eylesin.deprem aldı onu bizden..umut'u trafik kazası...
geri kalanları ise gereksiz hayat telaşları aldı götürdü.kimi atmıştır,kimi cüzdanını çaldırmıştır,taşınmıştır, ülkeyi terketmiştir, bi şekilde kaybetmiştir.kimi de çıktıgı yumurtayı begenmemeye başlamıştır...
sonuçta o fotograf yırttıgım kadar kolay birleştirilemedi.kaldı öyle...
herkeste bir parça ortaokul lise anısı oldu...
yarım; parça parça.
tıpkı birbirimize verdigimiz sözler gibi...
bana verdigin söz gibi.
sana verdigim söz gibi.
olmak istediklerimizle oldugumuz gibi...
parça
parça
kaldı öyle...
benim gibi.
önem: ecenin dogum günü...
çok eglenmiştik.hayattan beklentilerimiz, olmak istedigimiz yerler şimdi olduklarımızdan o kadar farklıydı ki...asla büyüyebilecegimizi düşünmüyorduk bi defa.o zamanlar hepimiz küçük ergen taklidi yapan hobbitlerdik... şöyle olsun böyle olsun diye konuşup ;şimdikiler gibi dizi dedikodusu yerine biz kitap dedikodusu ;degiş tokuşu falan yapardık.akıllıydık sonradan o akıllar... nasıl buharlaştı anlayamadık...
neyse işte ; çekindigimiz onca fotografın içinden en önemsedigimiz o olmuştu... bi fotograf..tabi devir asırlar önce gibi oldugu için dijital makineler icat edilmemişti.öylee birinin bilgisayarına atıp yolla dur yoktu...uygun bi fotografçı amcaya tab ettirilirdi tüm filmler...yani o amca anı dedigin her karenin ilk görgü tanıgı olurdu.negatifinin nerde oldugu meçhul; bu yüzdendir ki; bulunmayacagı kesin...(hala anolog kullanıyorum.seviyorum.)
bulunmayacagın kesin oldugunu biliyorum; çünkü ben o fotografı on yedi parçaya bölüp her parçayı dogum günü tanıklarına vermiştim.unutulmayacaktı. on yıl sonra birleştirilip voltran oluşturulacaktı.o on yedi insandan bugün anca yedisi kalmıştır...
çaglara allah rahmet eylesin.deprem aldı onu bizden..umut'u trafik kazası...
geri kalanları ise gereksiz hayat telaşları aldı götürdü.kimi atmıştır,kimi cüzdanını çaldırmıştır,taşınmıştır, ülkeyi terketmiştir, bi şekilde kaybetmiştir.kimi de çıktıgı yumurtayı begenmemeye başlamıştır...
sonuçta o fotograf yırttıgım kadar kolay birleştirilemedi.kaldı öyle...
herkeste bir parça ortaokul lise anısı oldu...
yarım; parça parça.
tıpkı birbirimize verdigimiz sözler gibi...
bana verdigin söz gibi.
sana verdigim söz gibi.
olmak istediklerimizle oldugumuz gibi...
parça
parça
kaldı öyle...
benim gibi.
3 Temmuz 2009 Cuma
bu gece aglamak için banyoyu seçen tek insan sen degilsin...
armut mevsimi gelmiş...agzımda kalan kumu çok sevmem ben.sana afiyet olsun canım almayım,mani olmayım ben...
aglarsan açılırsın...sadece içinde kalırsın.orda kal.mani olmayım ben.
tutkum geçti. yeni aylar çıktı içimden...an geçti sen giderken,yıllar geçti seni beklemedim.
bu sefer içimden dedim.:)
yüzsüzlügün daniskası senin bu yaptıgın!!
armut!
armut mevsimi gelmiş...agzımda kalan kumu çok sevmem ben.sana afiyet olsun canım almayım,mani olmayım ben...
aglarsan açılırsın...sadece içinde kalırsın.orda kal.mani olmayım ben.
tutkum geçti. yeni aylar çıktı içimden...an geçti sen giderken,yıllar geçti seni beklemedim.
bu sefer içimden dedim.:)
yüzsüzlügün daniskası senin bu yaptıgın!!
armut!
kav
çatt! bir kapı sesi...
cevapsız bıraktıgı sorularla kalan bi adam...
zaman bir bana yaramadı o günden beri. o kısacık günlerde öyle kazımışım ki seni ,zaman alıp gidemedik kumunu,tuzunu bıraktı derinlerimde...
sanırım sökülmüyorsun içimden.ne kadar lime lime etsem de; sen kum oluyorsun ,un oluyorsun kalacak bi yer buluyorsun. rüzgarım seni süpürmeye yaramıyor. hırsımla tırnaklıyorum bedenimi çıkarsın sanıyorum; belki de sen oyuk açıyorsun; kaçıyorsun... delik bulamadıgın yüzeylerimi deliyorsun, delik deşik ediyorsun beni... ne yapsam degişmiyor.sakin hayatımın katili oluyorsun.
gerçek gibi...
kabul etsemde etmesem de önümde duruyor işte.yalnızlıgım günle kavruluyor.her nefesimle katmerleniyor yangını...çok şey ögrendim gerçek hakkında; çaresizligimi ,kalp agrılarımı ögretti mesela;içimin boşlugunun derinligini, ögretti.
boşlugumu ögretti bana.masallarımın avucumdaki kor misali; her inanışımda daha da tuttugumu yaktıgımı farkettim.
evet... dedigin gibi; hiç birinin önemi yok.beraber gezdigimiz şehirlerin, karşılıklı yedigimiz yemeklerin,ne de beraber yaşadıklarımızın...
gerçegin önemi var...biz ayrıyız.hiç olamadıgımız biz...
çatt...kilit yerine oturdu.kapının önündeki ve arkasındakiyiz...kilit yerli yerinde artık...
gerçegimiz şimdi susarak kabullenmemiz gerektigini söylüyor.sen yaşlarla yasını tutuyorsun...konuşmaya taakatin yokmuşçasına en içten sandıgım bakışlarını hissediyorum üzerimde.kalbimde açtıgın boşluga akıtıyorsun yaşlarını içten içe küf kaplıyor...
kalbinde bir ceset var. katilsin artık...!
ben de sustum.ayaklarım konuşuyor şimdi. çarpıyor yerlere. koşuyorum.
kaçıyorum senden.ne kadar uzak o kadar cevap...
çaremiz yok.her neyse işte...
bekledigimiz bi istasyon yok. hayatta bizi beklemiyor gidiyor yoluna.tozuna beni kattı dumanına seni...dörtnala uçuyor şimdi ;bizi farketmiyor.kalbimin agrısını,sırtının agırlıgını farketmiyor işte...
seninle beni sarmak yerine,savurup atıyor...
kavuşamıyoruz.kavrulup gidiyoruz ayrı yollara...
cevapsız bıraktıgı sorularla kalan bi adam...
zaman bir bana yaramadı o günden beri. o kısacık günlerde öyle kazımışım ki seni ,zaman alıp gidemedik kumunu,tuzunu bıraktı derinlerimde...
sanırım sökülmüyorsun içimden.ne kadar lime lime etsem de; sen kum oluyorsun ,un oluyorsun kalacak bi yer buluyorsun. rüzgarım seni süpürmeye yaramıyor. hırsımla tırnaklıyorum bedenimi çıkarsın sanıyorum; belki de sen oyuk açıyorsun; kaçıyorsun... delik bulamadıgın yüzeylerimi deliyorsun, delik deşik ediyorsun beni... ne yapsam degişmiyor.sakin hayatımın katili oluyorsun.
gerçek gibi...
kabul etsemde etmesem de önümde duruyor işte.yalnızlıgım günle kavruluyor.her nefesimle katmerleniyor yangını...çok şey ögrendim gerçek hakkında; çaresizligimi ,kalp agrılarımı ögretti mesela;içimin boşlugunun derinligini, ögretti.
boşlugumu ögretti bana.masallarımın avucumdaki kor misali; her inanışımda daha da tuttugumu yaktıgımı farkettim.
evet... dedigin gibi; hiç birinin önemi yok.beraber gezdigimiz şehirlerin, karşılıklı yedigimiz yemeklerin,ne de beraber yaşadıklarımızın...
gerçegin önemi var...biz ayrıyız.hiç olamadıgımız biz...
çatt...kilit yerine oturdu.kapının önündeki ve arkasındakiyiz...kilit yerli yerinde artık...
gerçegimiz şimdi susarak kabullenmemiz gerektigini söylüyor.sen yaşlarla yasını tutuyorsun...konuşmaya taakatin yokmuşçasına en içten sandıgım bakışlarını hissediyorum üzerimde.kalbimde açtıgın boşluga akıtıyorsun yaşlarını içten içe küf kaplıyor...
kalbinde bir ceset var. katilsin artık...!
ben de sustum.ayaklarım konuşuyor şimdi. çarpıyor yerlere. koşuyorum.
kaçıyorum senden.ne kadar uzak o kadar cevap...
çaremiz yok.her neyse işte...
bekledigimiz bi istasyon yok. hayatta bizi beklemiyor gidiyor yoluna.tozuna beni kattı dumanına seni...dörtnala uçuyor şimdi ;bizi farketmiyor.kalbimin agrısını,sırtının agırlıgını farketmiyor işte...
seninle beni sarmak yerine,savurup atıyor...
kavuşamıyoruz.kavrulup gidiyoruz ayrı yollara...
1 Temmuz 2009 Çarşamba
cumaya gidip,dönecek...
kafama tugla mı düşecek diye korkarken; hep bi taşa takılıp düşecegimi düşünmekten ,göge mi yere mi bakacagımı şaşıran ben artık şaşırtıyorum!!!
kafamı iyi vurdum bu sefer; gidecek gibiyim. okul araştırmaları bitmek üzere. ona baglı olarak başvurularımı yapacagım bitecek gidecek bu işte...allahım yanımda ol hakkımda hayırlısını ver...sadece sana sıgınabilirim.
şimdilik kimse bilmiyor. bilmesin de hevesimin kursagımda kalmasını istemiyorum.'juli yapamazsın', 'tembelsin' ,'evden ayrı kalamazsın' ları dinleyecek sabrım yok :)
hepsi iyi tamam da şimdi benim bi problemim var ki kendi alanımdan tiksiniyorum artık...başka alana geçme ihtimalim de yok gibi bişi.ya da yapma ihtimalim varsa nası yapacagımı bilmiyorum...daha güzel sanatlarvari ne bileyim tasarım da olabilir...keşke olabilseydi olmazsa da alanımı okumam gerçi. kurtarıcı ''işletme'' nin canı sagolsun derim dee... bu iş 3 yılı geçmemeli...
avrupa güzeldir.hoştur.renklidir. ;)kolay gelsin bana...
zamanı gelmiş :) korkuyor olsam da çaktırmıyorum.kimse bişi bilmiyor ece!cumaya gidip dönmek gibi ulvi bişi olacak bu da.
kafamı iyi vurdum bu sefer; gidecek gibiyim. okul araştırmaları bitmek üzere. ona baglı olarak başvurularımı yapacagım bitecek gidecek bu işte...allahım yanımda ol hakkımda hayırlısını ver...sadece sana sıgınabilirim.
şimdilik kimse bilmiyor. bilmesin de hevesimin kursagımda kalmasını istemiyorum.'juli yapamazsın', 'tembelsin' ,'evden ayrı kalamazsın' ları dinleyecek sabrım yok :)
hepsi iyi tamam da şimdi benim bi problemim var ki kendi alanımdan tiksiniyorum artık...başka alana geçme ihtimalim de yok gibi bişi.ya da yapma ihtimalim varsa nası yapacagımı bilmiyorum...daha güzel sanatlarvari ne bileyim tasarım da olabilir...keşke olabilseydi olmazsa da alanımı okumam gerçi. kurtarıcı ''işletme'' nin canı sagolsun derim dee... bu iş 3 yılı geçmemeli...
avrupa güzeldir.hoştur.renklidir. ;)kolay gelsin bana...
zamanı gelmiş :) korkuyor olsam da çaktırmıyorum.kimse bişi bilmiyor ece!cumaya gidip dönmek gibi ulvi bişi olacak bu da.
denedim
(konu tamamen hayalgücümle orantılıdır.kişi ve kurumlar aslında hiç kimsedirler.üstüne alınan olmasın boş yere alt tarafı bi öykünün içindeki mektuptur.)
nazım,
her zaman söze allah seni başımızdan eksik etmesin diye başlardım.iyi bir adamdın orası muhakkak.ama zamanla yaşlandıkça dayanılmaz bir hale girdi ilişkimiz...ilişki mi demeliyim buna bilmiyorum çünkü diger evlerde eşler arasında olan hiç bi bagın bizde olmadıgını düşünmek istiyorum, yoksa evlilik denilen kurum ölene kadar adamı işe kadını da mutfaga hapsetmelidir.
şu otuz yıllık aynı yastıga baş koyma serüvenimizde sen beni karın olarak degil de ilk on beş yıl sana muhtaç olan aciz bir çocuk, sonraki on beş yıl da senin üstünden geçinen aciz bir düşman olarak gördün.zaman zaman tartışmalarımızda bunu dile getirmekten kaçımadıgın için söylüyorum...zamanla evin en kaprisli küçük çocugu ilan edildin...
sana 35 yıl boyunca 3 güzel çocuk verdim.ogullarımızı onlar benim çocuklarım diyerek koruyup kolladın inkar edemem.lakin çocuklarımızla hiç ilgilenmedigimizi evimizin çatısı altında bir aile olmayı beceremedigimizi kızımız okyanus ötesi yerlere taşındıktan çok sonra anladım.onlara karşı babalık vazifeni sadece maddi açıdan yerine getirdin ...ama bunu kimsenin dile getirmeye de cesareti olmadıgını ,cocuklarımızın evimizde konuşmaya korktuklarını aman söyledigin söz başka şekilde anlaşılır diye her sofraya oturuşumuzda gerildigimizi hiç fark edemedin.çünkü o zamanlar sen tartışma açmaya yer aramakla meşgul olurdun...her kavga sonunda özür diledigin gibi bir hafta geçmeden yine aynı nedenlerle birinin burnundan getirirdin...ama artık bende yaşlıyım.senin saplantılarından kafandaki kurguları düzeltemez hale geldim.bıktım...
sen begenmesen de çocuklarımızın ahlaklarına görgülerine diyecek bişi bulamayacagını sanıyorum...bir anne olarak elimden geldigince iyi yetiştirmeye çalışırken sen anneligime de burun kıvırdın eleştirilerini eksik etmedin.buna ragmen çocuklarımız için kredi kurumu olmaya devam ettin.başka hiç bişi degil.
evlilige karşı olmamaları için, karşılarına çıkan insanlara insan gibi davranmaları ,özgüviçin elimden gelen her sözü söyledim.ogullarımız şanslıydı karşılarına hep iyi kızlar çıktı...ama kızım benim gibi olmaktan korktu...her gün gördügü kavgalardan ürktü.babaları kalp krizi geçirdikten sonra uyandıgında ilk lafının 'anneniz yüzünden' denilmesine artık gülümseyemiyorlar...çünkü anneleri de riskli yaşlara girdi.
sana saygısız olmamaları için elimden gelen her şeyi yaptım ogullarımız bir kere bile seslerini sana yükseltmemiştir.kızımızın da yedigi dayaklardan nasibini alıp hiç konuşmadıgınızı biliyorsun.
benim şu 50 yıllık hayatımda ne annem ne de babam kaldı.canımdan öte sevdigim evlatlarım; düzgünmüş gibi görünen aile yuvamızdan kaçma kaçtılar...ele güne karşı dersin ya hep...elin günün düşüncelerinden yoruldular artık...
arkalarında babaları yok anneleri de yük olmasın onlara diye kendime yetebilecek bi iş buldum.artık 50 yaşında hiç bi sosyal güvencesi olmayan bir kadın olarak hor görülecegime bu hayatta yaptıgım hiç bir şey teşekküre bile layık görülmeyip üstüne boş iş olarak anılacagına gitmeyi yegledim. bir nufus cüzdanım bir üstümdekilerle hiç bir şeyim olmadan ''senin'' evini ocagını, altınlarını, perdelerini, tencerelerini,...her şeylerini sana bırakıyorum.senin paranla alınmıştı tepe tepe sen kullan...derdin ya hep.
artık suçlanmaktan,hor görülmekten yoruldum ben. bu dünyadaki sınavım sen idiysen allah beni affetsin.sınavımı geçemedim demektir bu...
boşanma belgeleri yakında eline geçecektir.
karın ayla.
nazım,
her zaman söze allah seni başımızdan eksik etmesin diye başlardım.iyi bir adamdın orası muhakkak.ama zamanla yaşlandıkça dayanılmaz bir hale girdi ilişkimiz...ilişki mi demeliyim buna bilmiyorum çünkü diger evlerde eşler arasında olan hiç bi bagın bizde olmadıgını düşünmek istiyorum, yoksa evlilik denilen kurum ölene kadar adamı işe kadını da mutfaga hapsetmelidir.
şu otuz yıllık aynı yastıga baş koyma serüvenimizde sen beni karın olarak degil de ilk on beş yıl sana muhtaç olan aciz bir çocuk, sonraki on beş yıl da senin üstünden geçinen aciz bir düşman olarak gördün.zaman zaman tartışmalarımızda bunu dile getirmekten kaçımadıgın için söylüyorum...zamanla evin en kaprisli küçük çocugu ilan edildin...
sana 35 yıl boyunca 3 güzel çocuk verdim.ogullarımızı onlar benim çocuklarım diyerek koruyup kolladın inkar edemem.lakin çocuklarımızla hiç ilgilenmedigimizi evimizin çatısı altında bir aile olmayı beceremedigimizi kızımız okyanus ötesi yerlere taşındıktan çok sonra anladım.onlara karşı babalık vazifeni sadece maddi açıdan yerine getirdin ...ama bunu kimsenin dile getirmeye de cesareti olmadıgını ,cocuklarımızın evimizde konuşmaya korktuklarını aman söyledigin söz başka şekilde anlaşılır diye her sofraya oturuşumuzda gerildigimizi hiç fark edemedin.çünkü o zamanlar sen tartışma açmaya yer aramakla meşgul olurdun...her kavga sonunda özür diledigin gibi bir hafta geçmeden yine aynı nedenlerle birinin burnundan getirirdin...ama artık bende yaşlıyım.senin saplantılarından kafandaki kurguları düzeltemez hale geldim.bıktım...
sen begenmesen de çocuklarımızın ahlaklarına görgülerine diyecek bişi bulamayacagını sanıyorum...bir anne olarak elimden geldigince iyi yetiştirmeye çalışırken sen anneligime de burun kıvırdın eleştirilerini eksik etmedin.buna ragmen çocuklarımız için kredi kurumu olmaya devam ettin.başka hiç bişi degil.
evlilige karşı olmamaları için, karşılarına çıkan insanlara insan gibi davranmaları ,özgüviçin elimden gelen her sözü söyledim.ogullarımız şanslıydı karşılarına hep iyi kızlar çıktı...ama kızım benim gibi olmaktan korktu...her gün gördügü kavgalardan ürktü.babaları kalp krizi geçirdikten sonra uyandıgında ilk lafının 'anneniz yüzünden' denilmesine artık gülümseyemiyorlar...çünkü anneleri de riskli yaşlara girdi.
sana saygısız olmamaları için elimden gelen her şeyi yaptım ogullarımız bir kere bile seslerini sana yükseltmemiştir.kızımızın da yedigi dayaklardan nasibini alıp hiç konuşmadıgınızı biliyorsun.
benim şu 50 yıllık hayatımda ne annem ne de babam kaldı.canımdan öte sevdigim evlatlarım; düzgünmüş gibi görünen aile yuvamızdan kaçma kaçtılar...ele güne karşı dersin ya hep...elin günün düşüncelerinden yoruldular artık...
arkalarında babaları yok anneleri de yük olmasın onlara diye kendime yetebilecek bi iş buldum.artık 50 yaşında hiç bi sosyal güvencesi olmayan bir kadın olarak hor görülecegime bu hayatta yaptıgım hiç bir şey teşekküre bile layık görülmeyip üstüne boş iş olarak anılacagına gitmeyi yegledim. bir nufus cüzdanım bir üstümdekilerle hiç bir şeyim olmadan ''senin'' evini ocagını, altınlarını, perdelerini, tencerelerini,...her şeylerini sana bırakıyorum.senin paranla alınmıştı tepe tepe sen kullan...derdin ya hep.
artık suçlanmaktan,hor görülmekten yoruldum ben. bu dünyadaki sınavım sen idiysen allah beni affetsin.sınavımı geçemedim demektir bu...
boşanma belgeleri yakında eline geçecektir.
karın ayla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)