26 Şubat 2009 Perşembe

mızıkçı.

ellerimi tuttugunu düşünüyorum,o an kuşlar uçuşuyor midemden.
kur hadi aklını hayallerini kur hadi!
mesela masallar varmış.kurmacalar yokmuş.
ellerimiz küçükmüş.çıktıgımız agaçları kavrayamayacak kadar küçükmüş.bi birbirimizin avuç içlerine sıgıyormuş;bi de annemizin babamızın bi parmaklarına anca yer varmış...böylece nefesimizi kimsecikler duyamıyormuş.gözlerimiz dünyayı;saniyelik gördügü güneş kadar sanıyormuş.
bi deniz varmış düş'ümüzde gözümüzün önünde aşmamız gerektigini sandıgımız...minik ellerimize bakıp ürktügümüz...zamanı var dedigimiz.zamanı'biraz sonra'dan ibaret sandıgımız...

şimdi,biz ayrı kalıp,düş'tügümüzde,altımızda en derin okyanuslar oluyor...
yaralarımız kanamıyor kabuk baglamıyor.hep acıyor hep acıyor...
şimdi,ayrılık bizi bogan deniz yılanı.büyümek burnumuzdan geliyor.
şimdi,herkese reva; bize ceza masallar.
küçükken de görmemiştin güneşi.
büyüdün beni göremedin.
çizgiye bastın oyundan çık!
mızıkçı oldun yerin kalmadı burda...
kandın artık onun dişli yalanlarına...
büyürken gözlerde küçüldün kaldın bir başına.

gidişat.

su yolunu bulur ya;bizim akıllılarımız insan yüzümüzle o suya karışırsak,çamura bularız,içine ederiz.
aptallarımız da sesi çok çıkanların arkasına takılıp koy'un gibi uçurumdan atlar da öldügünü anlamaz.
peki cennete mi gidiş bileti verelim cehenneme mi?
bi düşünelim.anayasa degişikligine gittigimizde oylayalım hatta...gidiciiz di mi bahçeye?
ömrü hayatında ikinci kaza oluyor.başkaları propoganda yapa yapa duyruyor.karalıyor bol bol...ama kimse nedenini bilmiyor! ortada bi kara kutu var açılmamış daha ama her akıllı konuşuyor böyle şöyle.
bakancım kazayı bilmiyor basın toplantısına çıkıyor mesela.onun başının her şeyden kısmen haberi var.peki ona kimin demesi gerekir?kriz deniliyor ortaya bi masa konuluyor bilmem kaç kelli felli aklı başında zat etrafında toplanıyor...sonra?her duyan başka bişi söylüyor.kulaktan kulaga oynanıyor.
medya yanlı yansız...cayır cayır yanıyor işte!kimine vergi borcu,kimine teşvik kredisi. hepsi hak ediyor da akıllı akılsız sınırlarını bilen cemaat hak'kı kıyıma ugramış.yok öyle bişi.!
napalım peki şimdi biz susalım oturalım.dogu işe yaramaz bilsin,batı barbar desin.biz içimizi eze eze oturalım. sonu var mı bu işin?hep aynı tas aynı hamam durumları...

25 Şubat 2009 Çarşamba

düş zengini.

damlalar düşerken yerlere,

yerlerdeki düşlerim sızlıyor.

düşlerim kırılıyor.

kuraklaşıyorum içimin yagmuruyla...

kirpiklerimde biriken damlalarımla

sabırla bekliyorum;

cemrelerin düşmesini

baharımın gelmesini.

düşlerimi tazeleyen baharımı...


23 Şubat 2009 Pazartesi

praga.

hitler'in kıyamadıgı kafkanın binbir kuleli şehrinin bi sürü fotografını bulabilirsin biliyorum.ama bu sana özel bi şi...:)ilk ben gördüm.ben dondurma dügmesine bastım.yanımda getirdim.sakladım.seninle ilk paylaştıgım oldu.belki de son...

bunun dışında camilla için prag'ı anlatacagım blog.öyle bi anlatmalıyım ki baharda sevgilisiyle karlovy vary de gezintilere çıkmanın hayallerini kurmalı...

wikipediadan okuyamayacagınız bilgiler vereyim.havası buzdan öte.içki olmasa sokaklarda donularak ölünebilir.erkeklerinde iş olmamasına karşın kızları olaganüstü güzel...soguk insanlar lakin gülmüyorlar.kişi başına günde 1buçuk litre bira düşüyormuş.her yerde şerbetçi otu bittigi için kahvaltda başlıyorlar.52 çeşit biraları varmış.absinthleri de var sadece çeklere özgü bi içecek olup %70-88 arası alkollüdür kendileri..ben en çok bilmem kaç çeşit otlu becrehovkayı begendim.deneyiniz.
telefon külübeleri turistlerin para kaptırması için hala dimdik ayakta..
vee ulaşım...3 hat metroları,tramvayları her daim ayagınızın altında lakin,şehirdeki her mahalle cadde sokak adı birbirine benziyor...ve vatandaşlarına o kadar çok güveniyorlar ki biletler umurlarında degil. herkes bedava biniyor yalnız yakalanılırsa 700 krona ceza ödüyormuşsunuz.yakalanma durumu da gerçekten kötü bişiymiş çünkü normal vatandaş gibi gözüken biri yanınıza gelip kartını gösterip biletinizi sorabilirmişmiş.
bize soran olmadı.komünizmi abartmadan seviyorum.:)evet.
yag kokusu her yerde koklanıyor.patates ve biradan başka bi yiyecege ihtiyaçları yok.zaten ekmekleri reçelli,etleri acayip soslu bişiyli...sos olayını sevmem pek...sevenler begenir
begenen begenir desem!?
çin restoranları gayet güzel gözüküyordu.garsonlar tabakları çatalları ortaya bırakıp gidiyor;size yapılmış bi hakaret gibi algılamayınöyle kabul edin onları...bahşişlerini hesaba dahil etmeyi asla ihmal etmiyorlar zaten...
sokak,cafe,restorant,köprü üstü her yerde minik jazz konserleri dinlenebilir,ve de ha bire konserler sergiler oluyormuş.pussy cat dolls oradaydı mesela.ama buluşamadık kızlarla...malum zügürt turistler ne ara konsere gidebilir...
binaları olaganüstü...dantellerle nasıl oynanırsa süslemelerle o kadar oynanmış.dıştan olaganüstü olan binalar içte genellikle bi oda bi salon şeklinde olup kiraları pahalıymış.lüks takıntıları yokmuş(demir perde...)orta çagın tüm şehveti halen ayaktaydı arkadaşlar da turizmi iyi kavradıklarına ragmen turistlere oldukça soguklardı.hiç bişi için müsamaha göstermiyorlar. ..
ama adamına rastlarsanız sizi gideceginiz yere kadar bırakanları da bulabilirsiniz...
benim için çok önemli olan bişi de yerlerin arnavut kaldırımı olmasıydı...sanki yüzlerce yıl önce yürüyen insanlar etraftaymış ama koca sokakta yalnızmışsınız gibi bi his hakim...
ya da ben grubun arkasında fazla yalnız hissettim...
her giden agzı beş karış açık tüm binaları görmek istiyor.gotik tarzda heykelleri,kışın beyazına karşın gri gri dursa bile şovalyeler,prensesler kulelerden sokaklara çıkacak gibi...
askermiş polismiş çok etrafta yoklar.kendilerini çok güvende hissediyorlar.önemli adamları bile yalnızlarmış... bizimkiler gibi şemsiyecileri yokmuş malesef.
kuralları olan lakin kazıklanmaya her an hazır olmanız gereken bi yer...kazıklanırsanız bi daha unutamayacagınız garanti.
ülkede euro yerine kron kullandıkları için,change ofislerin komisyonları farklı farklı ve her köşe başında mevcutlar,gelişine kafalarına göre takılıyorlar.
kronu euro ya euroyu tl ye çevirecegim derken delleneceginiz kesin.
yaklaşık 25 kron 1 euro ediyor bu sıralar.yani krondan iki sıfır atıp 4le çarparsanız tl ye yaklaşırsınız.dedigim gibi dikkat edilmeli...bizim teyzelerden birine krona çok benzeyen başka bi ülkenin paralarını yutturmuşlardı.evet,ha bire söylendi.
alışverişte boşuna pazarlık yapmayın.mallarını elinizden çekiveriyorlar.resmen kovuyorlar sizi.teyzeler sayesinde denemeyle sabittir.
eski şehir,sokaklarda amaçsız gezinip,köprülerde zamanı doldurmak çok çok hoş...ama yanınızda götüreceginiz kişi ve mevsim çok önemli!.bu mevsimde herhalde sadece menapozda olanlar için normal bi kış gibi gelebilir.
bi de tüm orta avrupayı dolanan vltava nehirleri var yedi sekiz köprü kurmuşlar üstüne.marmarayı o an arıyorsunuz.ah istanbul biz sana ne yaptık deyiverdim
ben.şahsen.bizzat.
sonuçta ben çok ama çok begendim.yaşanılası.lakin bi iki dönem yaşanılası.insan sakinlige doyunca gitmeli oralardan.
kaldıgınız otelin çok bi önemi yok.ulaşım rahat.şehrin tadını çıkarın. ve sudan ucuz içkilerin hepsini deneyin...
kuklacılarını,saatlerini,kulelerini ,katedrallerini aklınıza iyice kazıyın...sevgili ile dolaşılması tavsiye edilir.
müzelerinin hepsine gidemedik ama ikisini begendim ulusal müzesi hoş. oyuncak müzesi de boş.vakit harcamayın derim ben..sunay akın'ın müzesi oraya bin basar.bi de tudor müzesi var ki orta çag işkence aletleri orada mevcut,ilgilenenler kaçırmasınlar...
şimdilik aklıma bu kadarı geldi.ama orada yaşayan illa ki yaratıcı olur.
illa ki üçüncü gözü açılır...kundera kundera:Psevdim ben ucuzken gidilmeli derim...

kalleş kaltak.

aklıma edeyim.yolculuga gidecegi insanı iyi seçmezsen başına neler neler gelir...

atina yerine kendini prag'da bulabilirsin.tabi ki bu senin seçimindir.kafkanın k'sından haberi olmayan tikkican arkadaşınız sadece sizi kazıklamakta ustadır...

peşinize bi sürü abuk subuk teyze ve grup takılır.dil biliyosun sen diye...çünkü arkadaşınız herkese kendi hikayesini anlatmakla kalmamıştır...

ilgiyi üzerine çekmek için elinden geleni de yapmıştır.herkes onu olaganüstü başarılı hoş bir kız olarak tanırken parlak kızımıza sevgi ile bakmaktadırlar...siz ise grubun tüm hamallıgını çekmekten bitap düşüp,bagırış çagırış yürüyenlerin en arkasında beş karış suratla güzelim şehrin tadına varmak için didinirken 'bu kızda bi acayip' damgasını benimsemişsinizdir...

binaltıyüzonbirbin kere sevgilisini aramak için müzeler yerine telefon külübelerini ziyaret ettirir.

arkadaşınız heyecan yaşamakta da sizden öndedir;gruptaki tek normal genci de ayartıp ufak çapta bi heyecan yaşayan,yine de her işten karlı çıkmayı bilen hatun o olur...gidilen barda çocugun teki telefon numarasını yolladı diye adı kaltaga çıkan siz olursunuz çünkü.

yanınızdaki arkadaş dediginiz kalleş,yaptıgınız ufak bi hatayı(metrodan yanlış istasyonda inmek...) kırk menapoz sonrası kadına teker teker anlatır. bi de gülmelerini bekler...

otelden çaldıgı eşyaları siz çantanızda taşırsınız.ama onun olur.

sizin seçtigim eşyaları pat pat elinizden alır gider paralarını öder hiç bişi diyemezsiniz.

onun erkek arkadaşı havaalanında karşılama töreni düzenler çiçekler böcekler getirir.alemin en
saf ve temiz kızı olduguna dair hiç bi kuşku bırakmamak için,tüm abuk sevgi sözlerini sıralar.(iyi de neden bu erkekler böyle şimdi???)

uyurken konuşur.uyanıkken hiç susmaz.her yemegi yemek ister ama hesap zamanı ya tuvaleti gelir ya da üstünde para olmaz...sonra da unutur gider.

sonuç odur ki,o kadar insana elini verip kolunu kopartmamak için neler yapılır biliyorum.lakin hala hayır diyemiyorum.prag'a kafa dengi adamınız yoksa yalnız gidiniz yoksa benim gibi bi dahaki seferleri planlamaya başlarsınız...

evet blog...ben seni pek bi özledim...valla özledim.ama kendi başıma çok eglendim.biliyor musun blog bi sürü insanlar varmış dışarılarda...:)

19 Şubat 2009 Perşembe

şık.

gün agarmadan kalkarken sen,ben gündüzlerimi gecelerime sarıyorum...
geceleri en ışıklı günleri yaşarken ben;senin geceleri gözlerinin sahibi gelir seni senden alıverir...başın yastıkta kabuslar kollarının arasında...
benim boynumda rüyasız sicimler...kagıtlarda mürekkep,parmaklarımda boya izleri...

sen hep bi şehirde yaşayıp,aynı rüzgarlarla demlenir,başka bi şehirde beni sanarsın ya hani... düşünmezsin hiç beni...
şehirden şehire savruluyorum... sen hep elini uzattıgın yerde bulacagını san;
ben dagılıp,dagıtıp,kaybolup arada dönebilirim.emin olunmaz halimden...bilemezsin.

sagım solum yokmuş benim...ama müthiş yön bulurum.sensiz kaybolunası hiç bi yerde kaybolmam.boşluk yok içimde sensizligin boşlugu yok...düzgün altyapılı şehirler gibiyim...haritalarım belli.çok yanıltmıyorum kendimi...
belki de bu yüzden aklıma çok gelmiyorsun...
arada gözüm dikişlere takılıyor.burnum sızlıyor.severdim.karşı'lıksız en güzel severdim...bilirim...sen sadece söylerdin.
gündüzlerim gece olurken;yarısı kopmuş dikişlerim duruyor etimde.

en geçmiş bekleyişim bu.
yarın gidiyorum.başka bi şehre...son kalan ipligi de orada çekecegim derimden.dönüşümle izleri kapanır.
artık olmayacak...gelişine dair en ufak beklentim olmayacak...söz veririm.kısa süreli hafıza kayıplarıyla yaşamayı;olmayanı beklemeye yegliyorum.

18 Şubat 2009 Çarşamba

gezinti.

gidiciyim.yarını da içine alan 4 gün yokum.sınır dışında bi taraflarımız dona dona gezecegiz işte ...iyi olacak.güzel olacak...
arkadaşlarımın şifrelerini çözmek konusunda üstüme yokmuş.bugün denedim.dört beş arkadaşımın feysbuk şifrelerini sormadan;deneme yanılma metoduyla buldum.hepsinin kendi fotograflarına yorumlar yaptım:)onlar faili arıyor;ben oturdum izliyorum.
mektup yazsa bana keşke.yazar mı? yazmaz eskiden olsa maillerle hikayeler alırdım.buraya yazamayacagım ama güzellikleri tartışılamayacak şeylerdi. olsun...
hadi bana iyi gezmeler.

15 Şubat 2009 Pazar

fırtına'm.

rüzgarsız fırtına olmaz.
ben çıkardım rüzgarı...denizden getirdim,istedim.fırtınalarla gelen yagmurun hiç dinmeyecegini düşünemezdim.üstelik bu fırtınanın bende karlar yagdıracagını çıglar düşürecegini,etrafımı da yakıp yıkacagını;kendime çevreme de zarar verecegini...
bile bile gözümü kapattım.bi avucun içindeki sıcaklık için;kendimi buzların ortasına attım...
sense avını dişine geçirememiş bir avcı edasıyla etrafımda dolaşırken haşat oldun.haşare kovalayıp durdun yıllarca.etrafımda dolaştın dolaştın...
içimdeki kor buzlara inat hala sıcak.fırtınama bu sefer gögüs gerebileceksen,hala esen bi miktar rüzgarım var...dolaşmadan düz yoldan gelsen,ellerinden cemreleri düşürüversen...aslında çok kolay bırakmak...bak;önce havaya,sonra suya,en son topraga...dinecek sonra bu fırtına kavuracak ateşler içinde ruhlarımızı sıcagıyla.cesaret işi birazda...
biliyorum hala vakit var.dar olan karışlarımız sadece kollarımız dar kavuşmuyor...işin kılıfı bu.
-o kol beni tutsa bile uzanan kollara boş vereli çok oldu.gidenin kolları takma kol gibi elimde kaldıgından beridir korkuyorum tutmaya...-
tek kelime ile cesaretsizsin.bense artık sogugu seviyorum.kendimi kasıp kavurup oturuyorum.sabırda taş degilse de bi yerde taşlaşıyor.binbir delikli taş oluyor.oyuna başlıyorsun amacı unutup araca yöneliyorsun.toplayıp her taşın deliklerinden ot geçiriyorsun...
mevsim yine kışlaşıyor...yine soguyor mu ne...

paranoyak.

sevgililer günü klişesini atlattık.mesgulüm blog...çok fena...başımı kaşısam boya oluyor...
ellerimdeki boyalar yer etti çıkmıyor.jack gitarını elletmiyor o derece...
millet birbirini taşlarken,yagmurlar toprakla bütünleşirken,sardım tualime boyama...içeride sessiz sakin duruyorum;dışarıda hiç bi fırsat kaçırılmıyor ...
en çok komplo teorisi üreten insanlar bizim ülkemizde.hepimiz paranoyak'ız. ne de güzeliz. mozaiklik falan bahane...biz rengarenk'iz alacalı bulacalı karışmışız.
borç,harç,molotof,korsan gösteri ve karın'daş kanı,eroin,trafik,imefe...renklerimize degen fırçanın darbeleri koyulaştırıyor renklerimizi...
çok konuştum.ben gideyim resmime.
güzel sanatlar okuyanlar ne şanslılar ama iş olsa bıkardım yapmazdım.
sevgililer günü sevgilisizler günü ayırt etmeksizin her gününüz deliler gibi eglenceli ve güzel geçsin...bazen bencil olmak önemli.ama çok abartmamak daha önemli bi şi.
tek sevgililer günü mesajım handeden geldi.
-aşkım sevgililer günün kutlu olsun.:Pseneye bu güne sevgilimiz olur umarım...
juli:benim gerçek sevgilim sensin yavrum.seninde günün kutlu olsun...ver bi gıdı...
diye igrenç bi mesaj attım.daha cevap gelmedi.gelmez de...
artık haberleri izleyen n'olsun...

10 Şubat 2009 Salı

wan an.

yavrimu,ben bu çinceden hiç bişi anlamıyorum.saat birden beri çince haber okumaya çalışıyorum lakin iki saattir sadece kelimelere bakıyorum.yok. bu bi dil mi şimdi?dert yandıgım adamda bizim uykusuz berk beyimiz... kendileri 5 yaşında efenim pardon beşbuçuk!...beni teselli cümlesi boyundan büyük...
'zaten onların oyuncakları dandik annem almıyo çinli oyuncak diye...boşgel juli apla'
ver- fiili yerine gel-fiilini kullanan zeki ve uykusuz yaratık!!!biz gideriz yatmaya belki uyuyucaz...berk mi dayumun oglu.yagmurlu bi istanbulu sevmedi.beşmiş buçukmuş benden akıllı bu...lakin ben şimdi nasıl berk'e amerikanın krizini çin'in çözecegini anlatabilirim?bunun üstüne söz söylenir mi?
toyota üretimi durdurmuş...kriz sadece benim gibi kerizleri vurmaz demek ki...
çözücem ben bu çinceyi...geçen yıl unuttugum italyancayı da böyle ögrendim ben valla.hatta unutmaya yüz tuttugum ingilizce de böyle ayakta.böyle böyle yaşanılır...
wan an...

9 Şubat 2009 Pazartesi

labut.

aynı , ayrı , apayrı ...
sen , ben ,ya da başkası.
üç yılın bilançosu...


kaliteli bi şişe şarabım var ortak olmak istersen bando geçidine gel...
çektigim fotografın rengi soldu çabuk unutuyorum ben.kindar degilim işte...gerçi o fotograf küflense bile geçitteki koku üstüne siner.iyi koku alırım seni çabuk bulurum...çabukta kaybederim ama,iz sürme konusunda beceriksizim işte...iz süremem.bak açık açık anlattım derdimi.tüm bu tam tamların arasında...alışıncaya kadar.sonrası kolay hocam...aklım yerinde halen.
tamtamlar bitince hiç susma.konuşkonuşkonuş.hatta ne çok konuşuyor bu deyim içimden.
sadece konuşmanı istiyorum.konuş ki,kalbimiz dünya olsun...
bakışlarınla konuşma bu gece...tüket kelimelerini.hakkını ver agzının dilinin...anlamlı,anlamsız konuş işte.mesela yazdıgın,yazmadıgın hikayeler anlatabilirsin...öpücük balıgını anlat mesela...pıt pıt pıt...
inanmıyor musun şam fıstgı yüz yıl,fındıklar yıl leblebiler...bak...ben çok severim öpücük balıgını her okudugumda gülerim,gülerim,sonra burkulurum.insana aittir o...cebimde hiç şam fıstıgı yok benim...kaç yıl mı geçirdim?önemsiz bi şi bu...
inanmak için ceplerimi yoklamana gerek yok.kalbin dünya oldu unuttun mu?dünya dönerken karanlık aydınlık farketmiyor ona...gitmek serbest tıpkı gelmek gibi...istedigin an gidebilirsin ya da,inanmadıgın an arkanı dönebilirsin,ama bi daha bu gece olmayacak.akıp giden bi su gibi gece.
peki.
gelme.inanma.bu gece aklına gelince aptal diyeceksin kendine.
'aptalsın oglum aptal' hatırladım evet ilginç.
hiç farkın yok bil bunu...hala sıraya dizilmiş duruyorsun.
labut.
halen aklım yerinde.labutsun evet.

8 Şubat 2009 Pazar

yastıkta sarılmaya yarıyor.lakin saramıyor.

5 Şubat 2009 Perşembe

alelade.

karşımda sen,arkamızda alabildigine deniz...burnumda buğun.hiç geçmek bilmiyor...sende bilmiyorsun bilsen de anlatamam zaten...basit ve basmakalıp kelimelerle anlatamazdım. susardım.
'tüketiyoruz kelimeleri başkalarında;böyle böyle bize hiç bi şi kalmıyor..,'derdim anca.sen dişlerini göstermeden gülümseyip;'merak etme kelimeler asla tükenmez herkese farklı kelimeler kurarsın.'derdin...ellerimi ısıtmaya çalışırdım karşında.belki bugulu bi bardak çayla...
bugulanıyoruz zaten karşılıklı...demlenmeden bugulanıyoruz bogazımız bogum bogum dügümlenirken...kuramazdık cümlelerimizi degil mi...
birbirimizin karşısında çok duramaz.kırılacakmış,dagılıp kum olacakmış gibi hissediyoruz.havaya savrulup rüzgara karışıyoruz. rüzgarla bakışlarım bugulanıyor.
yutkunuyorum...hayalin karşımdan martının kanadına takılıp gidiyor.
aklımda seni parçalıyorum.fevkaladeden aleladeye düşüveriyorum yok oluşunla...
yok ol,yok ol,yok ol.diyorum üç kez dışımdan bu sefer...duy diye.duy da yok olma diye.
yaktın.yıktın.kül ettin eritttin beni... diyor müzeyyen abla...elimde ince belli bayat tadlı...
geriye kalan bi enkaz...bi bayat tad...
benden çaldıgın...ben olamadım.bana bıraktıgın gözlerime yapışan bu buğu.gelince geri verecegim söz!
demiş miydim?
söz!

tez'at.

bazen basit ama mucizevi bi şi olur. işte bu gece o gece...
bu kadar tezata ragmen mucize...mucizemi demiyecegim.olmaz paylaşamam!ama alın tez'atlar;
adam sevgilisiyle evleniyor demiş miydim?bugun çukulatasından yedim...kız istemeye gittiler.kendi adıma bi şi hissetmedim.
bugun jack kapının önüne geldi konuşurken bi anda ardaya benzemeye başladı.
tek farkları arda nın kafası tek ve mutlak dogruyu görür kim ne derse desin umrunda olmazdı.ermanın dedikleri hariç.ama jack herkese fikir soruyor...annesi,sevgilisi,ben,annem,kirpi, adem... herkesin agzına bakıyor.benim gibi de degil.zor paşam zor.
bugun annem yetmişinci kez 'ee anlat bakalım'diye sorup'hiiç ne anlatıyım' cevabını aldıktan sona'madem memnun degilsin hapların yerini biliyorsun git iç öl'dedi.nası nefret ettirmişsem kendimden...
ben memnun niye olayım siz olun banane benim mi hayat sizin buyrun geçmiş 23 yıl.tepe tepe kullanın ama bırakın bu aralar uyuyayım...
arda bi yıldan sona ininden çıktı demiş miydim. bende ne agız ne yüz bıraktı...bende o gece onun için şiir yazmaya çalıştım.bi boka yaramayacagı gibi bi boka da benzemedi.zaten arda da bok. evet hala aklıma geldikçe sövüyorum.sövgüyü de seviyorum var mı?
uyuyorum.sona biri geliyor bıdıbıdıbıdıbıdı...anlamıyorum devam ediyorum uyumaya.rüyayla bütünleştirip rahat bi onaltıonyedi saat uyuyorum.kalkınca hiç bi yerim agrımıyor.ama sona kimse benle konuşmuyor.agızlarını açınca da azarlıyorlar zaten.
kimseyi aramıyorum.kimseyi çekemeyecegimi söylüyorum ama beni çekemeyeceklerini düşünüyorum.düşünmez gözüken düşünceli insanım ben.ama bu yüzden bile azar...
hayal kuramıyorum bi şiler düşününce uykum geliyor.annemler tatile gitse bi iki hafta...valla bak sigarayı bırakıcam o gün.
başbakanı hiç bi yerde görmek istemiyorum.sanki 'tüüü yazıklar olsun sana'diyecekmiş gibime geliyor.tv den bile kaçıyorum.korkuyorum adamdan artık.
annemin gugıl aramaları sadece benim yüksek lisansımla ilgili olmuş.ne sinir bozucu.
telefonumda andrenin 17 cevapsız araması olmuş bugün.nasıl kaybedicem bunu?
ev arkadaşı insan degil.'antik yunandan çıkarmışlar.müzede heykel heykel dururken allah bunu görmüş'başka hiç bi açıklaması olamaz...
yarın bi gün... elin oglu... ile başlayan cümlelerde de inşallah başınıza kalırım demeyi bıraktım.
bi de kalırsam...azar üstü azar.üç ögn pilav üstü kurudan fenabe.
azar arsızı oldum...bi konuda arsız olabildim ya şimdi bu mucize yüzünden de azar yerim ben kesin.olsun.
kar ne zamana kaldı?aa olmaz ki şimdi bunun yanına lapa lapa bi kar ne güzel olurdu.
kimse bilmesin...hiç kimse.

4 Şubat 2009 Çarşamba

vicky

barselona barselona yı izleyenler bilir...vicky adlı karakterimizin gitar dinlerken aşık olmuş halleri var ya...işte ben de o an gitmeli bu şehre... hatta kalmalı...bi iki gitar tıngırdatmayı bile ögrenmeli demiştim.o güzelim filmden en sevdigim sahnedir.

şimdi bende camı açıp vicky gibi agzımı açıçiim.gitara aşık olmuş gibi bakacagım... gece gece mahallede gitar resitali düzenlenecek...:D
yaşasın jackkk!!!
sırf keyfiniz düzelsin diye,ama bunu size itiraf etmeden sizin için bi şiler yapanların yüzü daha da mı güzel oluyor ne!?
bi de ben arkadaşlarına düzgün davranmayan arkadaşlarının yanında olmayan erkege erkek demem!!!ahahaa!
ve de hiç kimseye'ben senin falanca arkadaşını sevmedim konuşma sevgilim.'diyemem.diyenlere de arkadaşlarım böyle güle güle der...evet o kızdan kurtulduk.jack le kirpi yine bir arada ...(dediysem de kıta farkı var inanma günlük!)kirpi biraz triplerde gerçi.ama avustralyadan daha atsa atsa ne kadar trip atar?
mutlulukların nedenli olması bile güzel...her şeye ragmen güzel olsun zaten...babama ragmen... eve ragmen... tüm o boktan mülakatlara ragmen.
güzel işte.

3 Şubat 2009 Salı

mül'akat.

eve geldim şükür...ama bacaklarım kollarım agrıyor.beynim yoruldu.ama takan kim.?şu evde mart kedileri kadar degerim kalmamış.millet çoşmuş...bu gün o dandik mülakata gircem diye az yol tepmedim.peki noldu?güncel güncel diye davosu ortadoguyu avcumun içine sıgdırdım.agzımı acınca yorumcular gibi konuşmaya başlıyorum;rüyamda bile pervez müşerrefle kahvaltıdaydım...

neyse sona gittim bekle allah bekle...girdim odaya tanıt kendini dediler...sesim kısık kısık çıkmaya başladı.allahım konuşamıyoruum derken bi iki soru geldi.ama hiç konuşmama izin vermiyolar.ortadogu yok.amerika yok.çin rusya türkiye hak getire...bi iki anlaşma bi iki detay...sonra bi soru geldi ki bittigim an'dır.

-madem kendi iyi görüyorsun juli hanım o zaman,basbakanımız ermenilerden özür diliyoruz kampanyası için ne demişti? ip ucu veriyim tek bi cümle.
juli:ne mi demişti...hımm...van minit.!? yok degildi.
neydi neydi.?cumhur başkanımız şunu dedi...,
-hayır başbakanımız!
juli:baskın oran, yavuz bingöl...şu bu şu bu...
-olayı ve konuyu sormuyorum...başbakanın dedigi cümleyi soruyorum...
juli:bilmiyorum hocam.
-o zaman sen hiç gündemi takip etmiyorsun.tamam çıkabilirsin.teşekkür ederiz.
...
başbakan :ben özür dilemiyorum demiş.
bende özür dilemiyorum.
babamın lafı.birini bulup torpil bulamadın!!!bunun içinde özür dilemiyorum.
takılın keyfinize göre.ben kafayı yemeden bi şiler bulmalıyım...

1 Şubat 2009 Pazar

sesi nefesi

bu aralar oyunum tekrar oyunu...sadece ülkeler degişiyor.olaylar ve insanlar aynı gibi...zaman istedigi kadar farklı olsun.amman dünya dar gelmesin...dünyayı dar eden o koltuklar...

evet sabah akşam ders çalışmaya başladım. evdekilerle konuşmuyorum.ya da onlar bana tavır aldı.kimseyle konuşmuyorum.konuşmaya da gücüm yok zaten biraz iyi oluyor...gerçi uyuyup durmuşum.bi tek sanal tek yanım blogum kaldı. ondan da tanıdıgım kimse ulaşamaz.aslında tanımadıgım da ulaşamaz.ahh ulaşılmaz olmak üzereyim lanett...

neden mi?arda aradı.hayatımın içine ettikleri günü buldu aramak için...nasılmışım diye aradı...nasılsın?sadece seni merak ettim...konuşmadım.konuşamadım.günlerce gecelerce diyebilecegim her şey oldugu halde...nefesim yetmeyecekmiş gibi geldi sanki.

olmuş bi-bi buçuk yıl ne denir.?git desem adam zaten beni terkedip gitmiş.kal desem nereye kalıyor?kalmayı istemiyor bile.sadece merakmış.ayrıldıgı hiç b sevgilisiyle konuşmamazlık etmezmiş.gerçi beni pek sevgiliden saymıyormuş...saymalımıymış. ???
kafana göre takıl dedim.geçti benden dedim.eser yine dedi.

eser sonra geçer evet.
rüzgar insanın canını bu kadar mı acıtırmış.isa çarmıha gerildiginde degen rüzgar da onu acıtmış mıdır?evet.o isa degil...belki de...

sona oturdum aglaya aglaya internetteki çocuk oyunlarından oynadım.hani şu kıyafet giydirmeliler var ya onlardan.kendimi kaybedene kadar burnumu çeke çeke gözlerimi sile sile oynadım.isayı düşünerek kızın tekini giydirdim.adını da kezban koydum...ama arda aklımdan çıktı.sesini unuttugum adamın yerine isa'yı;o'na degen rüzgarı,acıttıgını hissettim.allah onu korur bilirim.degen herkesi korudugu gibi...her şeyi korur.

ama bi insan bile isteye kendini çarmıha gerer.kırbaç ata ata öldürür,sonra içinin magaralarında yine yine dogurur.zorunda...