27 Ocak 2009 Salı

dilek

rüyamda seni gördüm.

suretsiz rüyamdaydın...ama gördügüm sendin,sendin...

rüyamda bi ipek böceginin dut yapragını yemesini gördüm.bi böcek,bi yaprak,bi ipek en çok ta koza oldum.yer degiştirdik durmadan...duramadan..karşı karşıya kalamadan...parça parça kopardık birbirimizden.her bi şeyimizi...bi sen kopamadın.ben koza oldum sen ipek böcegim...

seni özlüyorum diyemiyorum.öyle öyle içimi kemiyorsun...diyemeyerek dut yapragı halini alıyorum içten içe.yapragın kemirilirken,umursamaz,yüzü gökyüzüne dönük halini...görmek istiyorum göremiyorum bakamıyorum sana.seninle ilgili yapmak istedigim hiç bi şeyi yap(a)mıyorum...kılımı kıpırdatmıyorum...yapamam biliyorsun.ne telefonlarını açabilirim ne de bende kalan son fotograflarını silebilirim...

demiştim ya,ölsem bi içim bilir diye...kimseye demedim.kim-se-ye.

senin kirpiginin kıpırtısı bile hiç bi zaman benim için olmamışken...'asla'larda yerini bulmuşken...üstünden ay,gün hata yıl geçmişken...ben nasıl seni düşüdügümü diyebilirim?nasıl?

demiş miydim.kokunu unuttugumu...dokunuşunun hala üstümde oldugunu...kokun...

ilkokulda 'O'nun için herkesi bıraktıgın kıza bakarken düştügün ıhlamur agacının kokusu,benzin kokusu,lisede apartmanda öpüştügün kızın yogun parfümünün,diger kızların,sokaktaki kedilerin,sigaralarının,biralarının(biradan başka içki içmezdin.)motor kokusu,sis kokusu...hepsini ,hepsini karıştırsam içime içime çeksem de ter kokunu hiçledim. unuttum aslını.sen ise beni belki de hiç bilmedin...

iyi hakladın beni. oyun-cak oldum.hayatına soktugun herkes gibi.

oysa ki sen beni farklı kılmak için aramadın.kılmak yerine kırdın daha çok.beni kırmak için bıraktın.tıpkı onu da bırakacagın gibi.kendini bırak artık...memnu-niyetsizligin var ya...iyi niyetsizliginin göstergesi o.

belki de mutsuzlugu kendine biçtigini bu kadar iyi bildigim için,uykumda bile rahatlıkla mutlu olmanı dileyebiliyorum.dualarımın kabul oldugunu biliyorum.sen ise benim yaşadıgımı bile unuttun.unutmanı bile sindirdim de...

bi seni sindiremedim.geçmiş olsun diyemedim ya da yollarımız
için iyi dileklerde bulunamadım.dilim içimden ayrı telde çalıyor...bırak sözleri melodiler bile tutmuyor...

3 yorum:

Hayalbemol dedi ki...

Hayatımda aşık olduğum ilk kişiye olan hayranlığım, anaokulu yıllarından ergenliğe kadar devam etmişti. Ya sonra… Anladım ki, o çiçek bende alışkanlık yapmış. Aslında en çok, onunla konuşmayı severmişim. Ben onu ruhumda benimsemişim, kalbimde değil. O yüzden, ne kadar gönüllere ayran olmuşsam da, her seferinde mayası tutmayınca terk etmişken, onunla hala aynı seviyede görüşebiliyorum. Gerçek anlamını o dönemlerde bilmediğim, aslında sevginin sıcak madalyonu. Yani son nokta. Çünkü o dönemdeki sevginin mahiyeti, çocukça arkadaşlıkmış. Pişman değilim, çünkü dostlukları o temiz duygular sayesinde öğrendim.

Tek yönlü tren vagonlarımız olmasa, her istasyonun önünden geçerken iç geçirmesek, tadına varır mıydık rüzgârın nefesindeki o ılık dokunuşun…

gribulut dedi ki...

güzel duyguları yıkanlara karton çarpsın imi :)

juli dedi ki...

kızmıyorum,sadece kiracıydı... duvarları rezil eden bi kiracı işte.her yerden bi leke çıkıyor şimdi.