15 Nisan 2010 Perşembe

sesliler olmadan hece olmaz.


sessizleri severim ben.
sessiz harfleri karıştırmayı;sessiz taşıtlara binmeyi;sessiz sevişmeleri;sessiz,kokusuz apartmanları;sessiz semtleri;sessiz aglamayı..yapabiliyor muyum hepsini? hayır.
kuralsızdır.bi kere başladı mı durdurmak olmaz.onunla yavaşlarsın.parmak uçlarınla yaşarsın,onun hüküm sürdügü zamanlarda dikkatin ne demek oldugunu iyice kavrarsın.
sırasızdır zaten.çagırmazsın,ihtiyaç duyarsın ama çagıramazsın.ortamı vardır,jagonu vardır..aklını sınatır,kendini dinletir bi zaman sonra.nefes alışlarının farkına vardıgın an vücuduna kayar aklın..bu bir tür saygıdır.ritüeldir.içinde bulundugun zamana karşı direndiginin göstergesidir.iç organların,kemiklerin,damarların hatta kanının akışını bile takip etmeye çalıştıgın zamanındır.
kendinlesindir.sadelikle baglı,sessizligine baglanmışsındır
benim için kendine has duruşu olan o solgun yüzü,dişledigi dudaklarıyla haydarpaşanın merdivenlerinden denize gözlerini dikmiş,rüzgardan saçları karışan bir kadındır.güzeldir.çok güzeldir hatta.
sessizlik bazılarının içine işlemiştir ya hani.hiç onlardan olamadım ben.fazla heyecanlı fazla mimikli yaşayanlardanım.hani şu tane tane konuşanları diyorum; tonlarına bayılırım onların.açık renkliler onlar kesinlikle!benim gibi dengesizler bildigin alacalı oluyoruz.krem nasıl olayım bunca rengin arasında insaf!
ve şimdi;şu onbeşyirmigündür sessiz sedasız işlerini halleden insanları seviyorum.bitirdim diye herkesin başının etini yiyenleri ya da hallederiiz diye dolaşıp ordan üç, burdan beşle elindekini tamam edip,ortalıgı yarım bırakanlar var ya hani..sövüyorum bu ara arkalarından..kulakları çınlasın.

Hiç yorum yok: